Gerek antik kent, gerekse müze gezilerimde değişik formlarda bir çok lahit örneği ile karşılaştım. Bu yazımda lahitlerden örnekler sunmaya çalışacağım. “Lahit”, ölülerin gömülmesi için kullanılan taş ya da mermer ya da pişmiş kilden (terracota) yapılmış sanduka biçimli mezardır. Antik Yunanca’daki adı ”Sarkaphagos” dur. Sarks (et) ve Phagein (yemek) kelimelerinin birleştirilmesiyle türetilmiş. Yani ”et yiyici”. Lahitlerin, cesetleri 40 gün içinde inanıldığı için, bu ad verilmiş. Antik çağlarda özellikle Roma İmparatorluğu, Helenistik Dönem ve Anadolu uygarlıklarında yaygın olarak kullanılmıştır.
Lahitler, genellikle mermerden, kalkerden, bazalt taştan veya pişmiş kilden (terracota) yapılmış. Ahşap lahitler de var. Üzerlerinde kabartmalar, mitolojik sahneler, savaş tasvirleri veya yazıtlar bulunuyor. Tek kişilik ya da aile mezarı şeklinde ve kapakları da, çoğu zaman üçgen çatılı veya insan biçimli (antropomorfik) olabiliyor.
Beyrut Ulusal Müzesine girdiğimde, giriş holünde, mermerden yapılmış dört büyük lahitle karşılaştım. Bunlardan birinin kapak üzerinde uzanmış bir çift yer alıyor. Lahitin gövdesine hareketli sarhoş Cupid röliyefleri işlenmiş. İkinci lahidin kapağında da başları kopmuş, uzanmış bir çift bulunuyor. Gövdesindeki röliyefler Truva savaşını betimliyor. Diğer ikisi Sur kentinin nekropolisinde bulunmuş. Kapakları düz olup, gövdelerine Aşil’le (Akhilleus/Achilleus) röliyefleri işlenmiş. Beyrut Ulusal Müzesinde, bölgede Antik Mısır egemenliğinden kalan mumyaların yerleştirildiği lahitler var. Bunlar alt katta bulunuyor ve üstlerinin tam görünebilmesi amacıyla, belli bir açıyla yerleştirilmiş. Lahitler pişmiş kilden (terracota) yapılmış olup, insan başlı ve ayaklıdır. Kolları olan lahitler yönetici sınıfına aitmiş. Kolları olmayanlar ise, sıradan insanlara ait lahitlermiş.






Selçuk Müzesi girişinin solunda, açık havada iki Roma lahidi sergileniyor. Bu lahitlerden birinin gövdesinde ortada Medusa, sağında ve solunda bir erkek ve kadın röliyefi bulunuyor. Bu figürlerin arası iki ucundan asılı çelenk olan girlandla doldurulmuş. Kadın ve erkek röliyefleri nedeniyle, muhtemelen bir aile lahidi. Diğer lahitin gövdesinde sadece girland var. Her iki lahidin kapakları akroterli. Yani, kapak köşelerinde çıkıntılı süslemeler yer alıyor.


Amasya Müzesinin açık hava bölümünde sergilenen lahit, memleketim Merzifon’un Aktarla köyünden çıkarılmış. Bir aile mezarı olan lahitin gövdesinde Eros ve Medusa röliyefleri ve Erosların omuzlarına asılacak şekilde girlandlar işlenmiş. M.S. 2.-3 . yüzyıla ait bu Roma lahidinin bir yüzü işlenmemiş, sade bırakılmış. Kapağı akroterli olup, bir akroterde kadın başı, bir akroterde de erkek başı figürü yer alıyor. Bu da bize aile lahidi olduğunu gösteriyor.

Düzce Konuralp Müzesinin bahçesinde bulunan mermer lahidin kapağı düz olup, gövdesine işlenmiş iki boğa başına asılmış girland bulunmaktadır.

Amasya Müzesi ile Çorum Müzesinin açık hava bölümlerinde, mermerden yapılmış, üstü yazılı Osmanlı dönemine ait iki lahit bulunuyor.


Kütahya Müzesinin bahçesinde ve girişin sol tarafındaki lahitin gövdesi üzüm salkımlarında oluşan bir girlandla süslenmiş. Girland iki Eros’un omuzuna asılmış. Kapağı akroterli.

Müze içinde, Aizonoi (Çavdarhisar) antik kentinin nekropolisinden çıkarılan İmparator Cladius Severinus ve eşi Berenice’ye ait lahit bulunuyor. Akroterli lahit kapağı yarısına kadar tahrip olmuş. Afyon mermerinden yapılmış lahitin gövdesine, Grek savaşçılarının at üzerindeki Amazon savaşçıları ile mücadelesi işlenmiş.


Ahşap lahite (sanduka) örneklerden biri, Amasya Müzesindeki ceviz ağacından yapılmış ve üzeri üzeri sülüs yazıyla bezenmiş olanıdır. Diğeri ise, Kudüs İsrail Müzesinde bulunmaktadır.


Pişmiş kilden bir örnek, yukarıda Beyrut Ulusal Müzesinden Mısır lahitleri olarak verilmişti. Bir diğer pişmiş kil lahide örnek, Kudüs İsrail Müzesinde bulunmaktadır. Bu lahit, Beyrut Ulusal Müzesindeki örneklerden farklı olarak, insan başının daha belirgin olması ve renklendirilmesi ve üzerinde hiyeroglif yazının bulunmasıdır. Müzede yer alan bir diğer lahitin baş bölümü tahrip olmuş. Kapağı aralanarak sergileniyor. Lahitin içinde, ölen kişinin öteki dünyada kullanacağı eşyalar bulunuyor.


Uşak Müzesinde bulunan lahitlerin arasında bebek beşiğine benzeyen bir taş lahit bulunmaktadır. Gövdesine B harfine benzeyen bezemeler yapılmış. Diğerleri mermerden yapılmış Roma lahitleri olup, gövdeleri girlandla süslenmiş.

Taş lahitlere örnekler, Anadolu’da çoğunlukla Likya bölgesinde, Fethiye ve Kaş ilçelerinde görülür. Yüksek kaideli ve kapakları ters çevrilmiş tekne biçimindedirler.

Bir de osthotekler var. Osthotekler, kremasyon işlemi yani cesedin yakılmasından sonra küllerin konulduğu kaplardır. Bunlar lahit şekline benzeyen küçük kaplar olup, gövdesinde ölen kişiyi betimleyen figürler yer alıyor.





Lahitler üzerindeki aslan; güç, cesaret ve koruyuculuğu, defne, asma ve yaprak çelenkleri (girland); zafer, onur ve ölümsüzlüğü simgeler. Güvercin barış ve huzuru, kuş figürü de ruhun bedenden ayrılıp göğe yükselmesini betimler. Eros; sevgi, yaşam sevincini ya da genç ölümü işaret eder. Gül ve çiçek motifleri; güzelliği ve yaşamın kısa oluşunu anlatır. Yılan; yeniden doğuşu (gömlek değiştirme) ve sonsuzluğu betimler. Savaş sahneleri; kahramanlık, erdem ve toplumsal statüyü vurgular. Ölen kişinin güçlü ve onurlu olduğunu gösterir. Mitolojik sahnelerde Herkül, Dionysos, Artemis gibi tanrı ve tanrıçaların olması; gücü, kurtuluşu, ölüm karşısındaki zaferi ya da öteki dünyaya geçişi temsil eder.
Son söz olarak; aslında, lahitler üzerine işlenmiş bu figürler tek başına değil, diğer figürlerle birlikte ve o lahitin bulunduğu kültür dikkate alınarak yorumlanmalıdır.
Bir başka yazımda buluşmak üzere, esen kalın sevgili dostlar.
GÖRSELLER: https://photos.app.goo.gl/1FjXC6e2rPcV3GCm9