PAŞA CAMİİ, MERZİFON

Osmanlı sadrazamlarından Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, ülkenin çeşitli yerlerine cami, çeşme, kütüphane, medrese, hamam gibi bir çok eser yaptırmış.

Memleketi Merzifon’da yaptırdığı eserler bir külliye niteliğinde olup, kentin çeşitli yerlerine dağılmış. Bunlardan, benim de memleketim olan Merzifon’un merkezinde yer alan cami, Paşa Camii olarak anılmaktadır. Merzifon’a her gittiğimde mutlaka uğrar, bir süre şadırvanında oturur tavanındaki resimleri incelerim.

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii ve avlusu, eğimli bir arazi üzerine inşa edilmiş. Bu nedenle, Kuzey-Güney doğrultusunda, Dellâl Sokak boyunca bir istinat duvarı çekilerek oluşturulan bir teras üzerinde bulunmaktadır. Paşa Camii kare kesitli bir plâna sahip olup, düzgün kesme sarı taşlardan inşa edilmiş. Kullanılan bu sarı taşı, Paşa’nın Merzifon’daki diğer eserleri olan Taşhan, Bedesten ve Paşa Hamamı’nda da görmekteyiz. 14 m. çapındaki bir büyük kubbe, sekizgen bir kasnağa oturtulmuş.

Kubbenin altı kare kesitli olup, Kadın mahfeli ve dış cemaat yeri ile kuzeye üç kademede uzatılarak, yapı dikdörtgen bir şekil almış. Kubbe kasnağının dört köşesinde sekizgen denge kuleleri bulunuyor. Kubbe kasnağının doğu ve batı tarafında (ağırlık kuleleri arası) üçer kemerli pencere ile güney tarafındaki dört kemerli pencere, güney cephesinde mihrabın üstüne gelecek şekilde kemerli üç pencere ve doğu ve batı duvarlarında üstte üç ve altta üç olmak üzere, altı kemerli pencereden cami içine gün ışığı girmesi sağlanmış.

Dört ahşap direk üzerinde üç sivri kemerli son cemaat bölümünün tavanı ahşap kaplı. Giriş kapısının bulunduğu orta kemerin tavanı kubbe olarak düzenlenmiş ve içi, kalem işi bir göbek etrafında spiral olarak, çiçek dalları ile bezenmiş.

Son cemaat bölümü sonradan duvarlarla kapatılmıştı. Yapılan son restorasyonda, duvarlar kaldırılarak ahşap direkler açığa çıkarıldı ve son cemaat bölümü orijinal haline getirildi.

Son cemaat bölümünden camiye giriş kapısı kemerli. Kapı kanatları ahşap olup, üzeri yine ahşaptan altıgen desenle hareketlendirilmiş. Deseni oluşturan ağaç parçaları kabaralarla tutturulmuş. Menteşelerde kapı gövdesine yine bir sıra kabara ile bağlanmış. Çocukluğumda, bu kapının önünde ve kapıyı tamamen kapatan tek parça deri kaplı bir keçe bulunuyordu. Yanlardan, aralayarak içeri giriliyordu. Bu deri kaplı keçe, soğuk havanın cami içine girmesini engelliyordu. Restorasyon sırasında kaldırıldığını sanıyorum.

Kapının üstündeki Arap harfleriyle sülüs kitabede ”Sultan İbrahim oğlu Mehmet Han devrinde, hayrat sahibi Büyük Vezir Merzifonlu Kara Mustafa Paşa tarafından yaptırılmıştır. Yıl H. 1077” yazmaktadır.

Kapıdan içeri girildiğinde, kuzey tarafında kubbeyi taşıyan iki kolon arasından ana ibadet alanına, yani kubbenin altına ulaşılmaktadır. Kolonların üstündeki ahşap balkon kadın mahfelidir. Cami içi ferah ve aydınlıktır. Yapılan restorasyonlarda cami içi, orijinalliğini kaybetmiş. Yukarıda da belirttiğim gibi, çocukluğumdakinden farklı olarak, mihrap orijinal taş bir niş iken içi alçı ile sıvanmış. Taş minber kaldırılmış, yerine ahşap minber konulmuş. Son cemaat mahallinde namaz kılanların cami içindeki imama uyabilmelerini sağlamak için, müezzinin üzerinde durduğu taştan yapılmış mükebbire de kaldırılmış. Bütün bu değişikliklere rağmen, kubbe, kemer ve pencere kenarlarına yapılan günümüz süslemeleri ile cami içi muhteşem görünüyor. Kubbeden sarkan avize de bu görkemi tamamlıyor.

Caminin kuzeybatı köşesinde aynı taşlardan örülmüş, tek şerefeli minare yer alıyor. Kapısından girdiğimde mikrofon, amplifikatör, elektrik ve ses kabloları ağıyla karşılaştım. Kabloları dikkatli bir şekilde geçerek boynumda fotoğraf makinesi, sırtımda çanta ile dar alanda merdiven basamaklarında tırmanmaya başladım. Minare duvarlarındaki yarıklardan, az da olsa gün ışığı içeri sızıyordu. Kuşlar bu yarıklardan içeri girmiş, bazıları burada yuvalanmış. Merdiven basamakları kuş gübresi ile doluydu. Şerefeye kadar, helezon merdivende kaç kez döndüğümü tespit edemedim. Şerefeye ulaştığımda açık havada rahat bir nefes aldım. Şerefede dolaşarak çeşitli yönlerde fotoğraflar çektim.

Caminin kuzey tarafındaki dikdörtgen avlu, duvarla çevrili olup, batı cephesinde üç, kuzey cephesinde bir demir kafesli pencere açılmış. Avlunun kuzey, batı ve doğu cephelerinde taştan örülmüş kemerli üç kapı bulunuyor. Bu kapıların üzerine sonradan yerleştirilen mermer levhalarda, Türkçe olarak ”MERZİFONLU KARA MUSTAFA PAŞA CAMİİ ŞERİFİ HİCRİ 1077 MİLADİ 1666” yazıyor.

En görkemli kapı doğu cephesindeki kemerli kapı. Bu kapıdan geçildikten sonra 13 basamaklı merdivenle külliyenin diğer eserleri olan Taşhan ve Bedesten (kapalı çarşı) arasındaki sokağa iniliyor. Bu sokaktan kapıya bakıldığında, basamakların en üst seviyesinde sağ ve sol tarafta birer niş bulunuyor. Kapının üzerindeki kemeri oluşturan taşlar (kilit taşı da dahil) mavi, sarı, kahverengi boyalarla boyanmış. Zamanın yıpratmasına bağlı olarak renkler biraz solmuş. Bu renklendirme, haliyle, kapıya güzellik katmış.

Kapının üzerine sonradan bir oda yerleştirilmiş. Odaya, son cemaat bölümünden bir kaç basamak merdivenle çıkılıyor. Orijinalliği olmayan bu oda, yapılan restorasyonlarda kaldırılmadı. Çocukluğumda Kuran kursunun verildiği bu oda, imam ve müezzinlerin dinlenme odası olarak kullanılıyor.

Daha önce imam ve müezzinlerce kullanılan yer, caminin kuzeybatı köşesindeki sıbyan mektebi bölümüydü. Yapılan restorasyonlarda bu bölüm kaldırıldı. Kuzey doğu köşesinde helâlar (tuvaletler) yer alıyor. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa bu cami ile birlikte Merzifon’un su ihtiyacını karşılamak amacıyla, Tavşan Dağından kanal ve borularla su getirtmiş ve mahallelere yaptırdığı çeşmelerle halkın su ihtiyacını karşılamış. Yaptırılan mahzen, maksem ve kanallar bozulduğu için, bu çeşmeler artık akmamaktadır. Ancak cami avlusundaki helâların suyu hala akıyor. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa sadece su temini ile ilgilenmemiş, kanalizasyon sistemini de yaptırmış. Cami avlusundaki helâlardan başlayan (Çifte Hamam’ın ayağının bağlandığını düşünüyorum) insan boyundaki ana kanal, Paşa Camii’nin doğu tarafındaki Taşhan ve Bedesten arasındaki yolun (Taşhan Sokak) altından Tacettin Camii’nin önündeki Çukur Şadırvan’a, oradan Cam-i İyd ya da Eyüp Camii önündeki Çukur Çeşme’den, eskiden Bahçeler diye adlandırdığımız bölgenin ortasından geçen Paşa Deresi’ne (kısaca Çay) bağlanıyor. Muhtemelen, bu sisteme yine Çukur Şadırvanın yakınında bulunan Eski Hamam’ın ayağı da dahildi.

Avlunun ortasında külliyenin en ikonik bölümü şadırvan yer alıyor. Onaltıgen, mermerden şadırvanın üstü, içten bağdadi bir kubbe, dışarıdan bakır levhalarla kaplı sivri bir külahla örtülmüş. Bu külahı, bölgedeki antik alanlardan getirilen ve pabuç gibi kullanılan sütun başlarının üzerine oturtulan sekiz ahşap direk taşıyor.

Şadırvan haznesinin gövdesinde çepeçevre pirinç lüleler varken, bu gün sadece bir tanesi görülüyor. Ortasında bir fıskiyesi var. Bu fıskiye ve lülelerden sular sürekli akardı, çocukluğumda. Hem bir serinlik verirdi, hem de akan suyun şırıltısı insanı dinlendirirdi. Şimdi, iç çevresinde dolaştırılan boru üzerindeki musluklar, şehir su şebekesine bağlı.

Kubbenin iç kısmı kalem işi resimlerle süslü olup, Zileli Emin Efendi tarafından yapılmış. Adını ve yapılış tarihi olan 1292’yi (Miladi 1875), kubbenin kuzeybatı iç kısmında, ayaklı oval bir çerçeve içinde görmekteyiz.

Zileli Emin Efendi, kendi hayal dünyasında İstanbul, Viyana, Amasya’dan görüntüler resmetmiş. Bu resimler arasında İstanbul’dan; Galata Kulesi, Bayezid Kulesi, Haliç, Süleymaniye Camii, Galata Köprüsü görülüyor. Viyana Kuşatmasından; Osmanlı Ordusunun tasvir edildiği bölüm var. Burada ordugâhtaki çadırlar, ateşlenmiş ve namlularından duman çıkan toplar çizilmiş. Amasya’dan; Yeşilırmak ve üzerindeki su değirmenleri işlenmiş. Bütün bunların arasında landonlar, demiryolu ve tren, türbeler, camiler, evler, kaleler, ağaçlar, çiçek vazoları, tepeler, bulutlar görülüyor.

Kubbenin etek kısmında bulunan altı çerçeve (kartuş) içinde, birbirini tekrar eden ”Zamanı geçmeden namaza acele edin, ölüm gelmeden tövbeye acele edin” hadisi yer alıyor. Kula’nın Emre köyünde bulunan Carullah Bin Süleyman Camiinin içi de, Şeyhzade Abdurrahman Efendi tarafından, 1821 tarihinde kalem işi çiçeklerle ve çeşitli objelerle bezenmiş. Ancak bana göre; Zileli Emin Efendi’nin işlediği bu şadırvan kubbesi, sadece figürleriyle değil, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın hayatından kesitler vermesi bakımından da emsalsiz. Yani, burada bir senaryo ortaya konmuş. Paşa’nın doğduğu il Amasya, yaşadığı İstanbul ve kaderinin belirlendiği Viyana kuşatması.

Şadırvanın yanında anıt ağaç olarak tescil edilmiş iki adet çınar ağacı bulunuyor. Bu anıt ağaçların caminin yapımı sırasında dikildiği düşünülüyor. Amacı, cami yapısını yıldırım düşmelerinden korumak. Bir çeşit paratoner gibi. Zaten, ağaçların gövdelerinde yıldırım düşmelerinden kaynaklanan yaralanmalar, tahribatlar ve oyuklar görülüyor. Ama bütün olumsuz şartlara rağmen, 1666 yılından beri yaşama devam ediyorlar.

Caminin batısındaki yapı adaları, park yapılmak amacıyla kaldırıldığında, batı cephesindeki dükkân yerleri açığa çıkmıştı. Doğu cephesindeki istinat duvarına bitişik Dellâl Sokak boyunca yer alan dükkânlar, vakıf eserleri olarak külliyenin bir parçasıdır.

Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, yaygın olarak Viyana yenilgisiyle bilinir. Halbuki, kendi bütçesinden harcayarak, halkın refahını sağlayacak, yaşamlarını kolaylaştıracak bir çok eseri, ülkeye kazandırmış. Sonuç olarak; Paşa Camii özelinde, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın bu özelliğini dile getirmeye çalıştım.

Bir başka yazımda buluşmak üzere, esen kalın, sevgili dostlar.

GÖRSELLER: https://photos.app.goo.gl/YbVF4Vp3tk2bP9Bi9

Google Haritalar

Ye

2 comments

  1. Merzifon’dan geçerken bir iki saat zamanım vardı. Camiyi dıştan görüp avlusunda oturdum. Şadirvan ve çınar ağaçlarından çok etkilendim. Otobüse yetişecegim için içine girememiştim.

    Açıklamanızı bir solukta okudum. Çok güzel anlatmışsınız.

    Tekrar yolum düşerse içine de gireceğim.

    Paylaşiminız için teşekkürler.

    Liked by 1 kişi

Tülay Eroğlu için bir cevap yazın Cevabı iptal et