RODOS KENTİNDEKİ TÜRK (OSMANLI) ESERLERİ

Rodos, 1522’den 1912’ye kadar yaklaşık dört yüz yıl boyunca Türk (Osmanlı) egemenliğinde kalmış bir adadır. Bu uzun dönem, adanın mimarisine, kültürüne ve gündelik yaşamına derin izler bırakmıştır. Bugün, Rodos’un özellikle Rodos Şövalyeleri‘nin (St. John Şövalyeleri) inşa ettiği Orta Çağ kenti içinde, 400 yıllık Osmanlı dönemine ait cami, hamam, medrese, türbe, kütüphane, çeşme gibi birçok önemli eser bulunmaktadır. 18 Haziran 2025 tarihinde başlayan gezimde, Rodos kentinde görebildiğim ve fotoğraflayabildiğim Türk (Osmanlı) eserlerini anlatmaya çalışacağım.

Fethiye’den başlayan yolculuğum, Rodos limanında sona ererken, kentin surları üzerinde, kent içindeki camilerin minareleri göze çarpıyordu.

Rodos eski kentine Elefhteras (zafer) kapısından girdim ve kentin ana omurgasını teşkil eden Doğu- Batı yönünde uzanan Sokratus sokağına ulaştım. Sağa, yani batı yönüne döndüm ve hafif bir yokuş bölümü olan bu sokağın sol tarafında Mehmet Ağa Camii ile karşılaştım. Eski kentin içindeki ve çevresindeki bütün camiler ibadete kapalı. Bu nedenle camide olduğu gibi diğer camilerin de içine giremedim. Mimarisi klasik camilerden biraz farklı, Mehmet Ağa Camiinin. Kare planlı. Kubbe yerine beşik çatıyla örtülmüş. Cami kemerli bir arkadın üzerinde yükseliyor. Altında dükkânlar var. Cami katına dışarıdan demir korkuluklu bir merdivenle çıkılıyor. Kırmızı renkli duvarlara sahip. Dikdörtgen şeklindeki pencerelerin üzerine sivri kemerli ikinci pencereler yerleştirilmiş. Ahşaptan, çokgen ve kapalı şerefeye sahip, kısa bir minaresi var. Görünümü, Arap mimarisini andırıyor. 1856 yılındaki depremde ve II. Dünya savaşında zarar görmüş. 2004 yılında restore edilmiş. Caminin önünde ve sokak üstünde, mermerden yapılmış cephesi, gömülü sütunlarla üç bölüme ayrılmış, her bir bölüm üç sivri kemerle süslenmiş ve bu alanların üzerinde sarı renkli pirinçten üç filike (musluk) bulunan bir çeşme yer alıyor. Sağ filike hariç, diğer ikisi çalışmıyor. Çeşmenin bütününü kapsayan, dar ve uzun bir yalak da çeşmenin bir parçası. Bu çeşme, namaz kılmak için gelenlerin abdest aldığı yer olduğu kadar, sokaktan geçenlerin de su içtiği bir yer.

Sokratus sokağının devamında, batı ucunda Rodos’un en büyük ve en önemli camisi olan Süleymaniye Camii yer alıyor. Kanuni Sultan Süleyman tarafından adanın fethinden sonra, 1522 yılında yaptırılmış. 19. yüzyılda büyük bir onarım geçiren cami, 2005 yılında restore edilmiş ve ibadete kapatılmış. Bugün, bakımsız görüntüsüyle hüzün veriyor. İki şerefeli minaresi yaklaşık 35 m. yüksekliğinde. Cami, ana kubbenin yanında iki küçük kubbeye sahip. Camiye üzerinde kitabesi olan bir taç kapıdan giriliyor. Sekiz sütun üzerine yedi kubbe ile örtülmüş olan birinci bölüme ahşap çatı ilave edilerek, son cemaat bölümü genişletilmiş. Cami avlusunun dışındaki meydanda sekiz sütun üstüne oturtulmuş kubbesi olan bir şadırvan bulunuyor. Şadırvanın mermerden sekizgen gövdesinde sekiz musluk var. Havuzu teşkil eden bu gövdenin üzerinde sekiz ayak üstüne yerleştirilmiş bir kafes kubbe bulunuyor.

Süleymaniye Camiinin önündeki meydanın üst tarafında bulunan Rodos Saat Kulesi (Roloi) 1852 yılında Tophane Müşiri Fethi Paşa tarafından yaptırılmış. Üzerindeki saat mekanizması ve dört cephedeki saat kadranları, Londra’da bulunan Edward Prior şirketinden temin edilmiş. 53 adet dik basamakla kuleye çıkılıyor. Giriş ücreti 5€ (içecek dahil).

Süleymaniye Camiinin hemen arkasında bulunan Apollonion sokağı üzerinde Hafız Ahmet Ağa Kütüphanesi bulunuyor. Hafız Ahmet Ağa Rodos doğumlu olup, Surre Alayında da (Mekke ve Medine’ye yardım ve hediye götüren alay) görev yapmış. Hafız Ahmet Ağa Vakfı 1792 yılında İstanbul’da kurulmuş. Vakıf tarafından, 1793 yılında, Rodos’taki Türk nüfus için bu halk kütüphanesi açılmış. Kütüphane, bugün müze olarak kullanılıyor. Birkaç basamakla çıkılan, taş kemerli, üstünde mermerden kitabesi olan ahşap kapıdan girilen avluda, büyük ve kubbeli olan kütüphane binası sağda da iki katlı, önünde sütunlar üzerinde balkonu olan müştemilat binası bulunuyor. Ana kütüphane binası dikdörtgen planlı olup, üzeri kubbeyle örtülmüş. Kütüphane binasına beş basamaklı bir merdivenden çıkılıyor. Duvarlardaki dik büyük pencereler ve bunların üzerinde kubbeye yakın kemerli pencereler gün ışığının kütüphane içine girmesine olanak veriyor. Kemerli pencereler arasına hat sanatının örnekleri çerçevelenmiş olarak yerleştirilmiş. Müze olarak düzenlenen kütüphanenin ortasına muhtemelen antika, ahşaptan uzun bir toplantı masası konulmuş. Sağ ve sol kenarda ayaklı vitrinler içerisinde, eski el yazması eserler sergileniyor. Girişe göre, sol köşede 19. yüzyıla ait ahşap, ayaklı saat bulunuyor. Bu salonun bir de arka tarafında kemerli kapı ile geçilen bir bölümü var. Kapı kilitli olduğu için bu bölüme geçemedim. Avlu zemini Yeniden düzenlenmiş, Rodos kentinin bir çok yerinde yapılan uygulamanın benzeri burada da yapılarak, siyah ve beyaz küçük çakıl taşlarından zigzag desenler oluşturularak bir hareket kazandırılmış. Ancak, kütüphaneye uygun bir desen olmadığını düşünüyorum. Rodos kentinde girebildiğim tek Osmanlı eseri Hafız Ahmet Ağa Kütüphanesi oldu.

Hafız Ahmet Ağa Kütüphanesi’nin hemen bitişiğinde, beşik çatılı, üzerinde iki küçük kubbe ve tuğladan yapılmış köşeli bacası bulunan taş bina dikkatimi çekti. Hemen buraya yöneldim. İçi dükkânlara bölünmüş bu binayı biraz soruşturduğumda, Osmanlı döneminde İmaret olarak kullanıldığını öğrendim. Ancak, daha fazla bilgi alamadım.

Sokratus sokağından güneye doğru biraz dolambaçlı olan Menekleous sokağı, Mustafa Paşa Camii ile sonlanıyor. Mustafa Paşa Camii olarak adlandırılan bu cami, Padişah Sultan III. Mustafa tarafından 1765 yılında yaptırılmış. Dikdörtgen planlı olan caminin dışı sarı renkli. Caminin minaresi 1973 yılında yıkılmış, sadece kürsü de denilen kaidesi kalmış. Cami bir kubbeyle örtülü. Diğer camiler gibi kapalı olduğundan içine girilemiyor. 2010 yılında onarım geçiren cami, dışarıdan son derece bakımsız görünüyor. Önündeki Arionos meydanında, mermerden yapılı sekizgen bir şadırvanı bulunuyor. Şadırvanın üstü açık. Havuz bölümünün ortasında bulunan mermer kaide, suyun geldiği fıskiyenin ayağı. Havuz gövdesinin her bir yüzünde pirinç lülelerin yerleştiği izler görülüyor. Bir tanesi yerinde duruyor. Her bir yüzde vazo ve çiçek demetlerinde oluşan süslemelerle birlikte lülelerin sağına ve soluna selvi ağaçları işlenmiş. Havuzu çepeçevre saran kanal, havuzdan gelen suyun tahliyesini sağlıyor. Ancak, meydanda susuz bir şekilde, bir anıt gibi duruyor.

Mustafa Paşa Camiinin önündeki Arionos meydanına bakan bir diğer Türk eseri de, Mustafa Paşa Hamamı‘dır. Diğer binalarda da olduğu gibi kapalı ve içine girilemiyor. Yeni Hamam olarak da adlandırılıyor. Yaklaşık 450 yıllık bir hamam. 1863 yılında depremden zarar görmüş. Daha sonra çeşitli tarihlerde tamirat görmüş. Hamama bir sıra taş ile çevrelenmiş, kemerli kapıdan giriliyor. Bunun üstünde, duvara gömülü taş bir kemer oturtulmuş. Her iki kemerin arasına taş malzemeyle uyuşmayan, üzerinde 1952 tarihli, Belediye Hamamı (Dimotika Loytra) yazan mermer bir levha yerleştirilmiş. Klasik Türk hamamlarında olduğu gibi, girişi soyunmalık bölümü. Ortada bir şadırvan ve çevresinde soyunma yerleri var. Üstü, hamama heybetli görünüşü veren 13 m. lik çaplı bir kubbe ile örtülü. Kubbenin tepesinde soyunmalık bölümüne gün ışığı sağlayan silindirik bir penceresi var. Klasik Türk hamamında soyunmalıktan sonra ılıklık ve ortasında göbek taşı bulunan, halvetleriyle yıkanma bölümü gelir. İçine giremediğim için görme ve fotoğraflama imkânım olmadı. Ancak, yan sokaktan hamamın arka tarafına geçtiğimde yıkanma bölümünü üstündeki sivriltilmiş küçük kubbeler ve üzerlerindeki, gün ışığının içeri geçmesini sağlayan fil gözleri görünüyor.

Ippokratous (Hipokrat) meydanından Evripidiou sokağına girildiğinde, doğrudan İbrahim Paşa Camii‘ne çıkılmaktadır. Rodos’un en eskisi camisi olup, Pargalı İbrahim Paşa tarafından 1540 yılında yaptırılmış. Kare kesitli caminin üzeri kubbe ile örtülü. Camiden ayrı olan tek minaresi ayakta ve sağlam görünüyor. Son cemaat bölümü üç kubbeli. Caminin önünde sekizgen şadırvanın sekiz sütunu üstüne yerleştirilmiş ahşap çatı, alaturka kiremitle örtülmüş. Şadırvan havuzunun gövdesi mermerden olup, sekiz yüzünde lüle delikleri görünüyor.

İbrahim Paşa Camii’nin önünden devam eden Sofokleus sokağı, Dorieos meydanında bulunan Recep Paşa Camii‘ne ulaştırıyor. Recep Paşa Rodos’ta valilik yapmış. Kare kesitli bir caminin üzerini kubbe örtüyor. Son cemaat yeri iki kubbeli. Tek minaresi yarısına kadar yıkılmış. Bakımsızlıktan perişan durumunda. Giremediğim haziresinde kubbeli bir türbe binası da görülüyor. Önündeki Dorieos meydanında sekizgen kesitli, sekiz sütun üzerine yerleştirilmiş kubbesi olan bir şadırvan var. Etrafı demir çitle kapatıldığı için içine girilemiyor.

Osmanlı, kent içinde, çeşmeleri de unutmamış. Eleftheras kapısından Sokratus sokağına girdikten sonra, sola döndüğümde (doğu yönünde) az ileride sol kolda bir çeşme ile karşılaştım. Dört sütun üstünde yükselen kubbesi ile gövdesi dolu olan bir çeşme. Muhtemelen gövde su depolamayı da içeriyordu. Dört yüzünde musluk ve yalakları olan çeşme kentin su şebekesine bağlı olarak hizmet veriyor. Benzer bir çeşmeye Sinagog yakınlarındaki bir sokak kavşağında rastladım. Bunun da dört cephesinde musluk ve yalak vardı. Diğerinden farklı olarak, cephesine yapılan kemerli bir niş ile hareketlilik kazandırılmış. Üçüncü çeşme, Dimokrates caddesi üzerinde, eski kentin Aziz George kapısının girişinde bulunuyor. Dört pabuç üzerinde dört sütunla yükselen çeşme düz damlı. Dört cephesi kemerli nişlerle süslenmiş ve yine dört cephesinde mermerden küçük yalaklar bulunuyor. Yapılan değişiklikle üç cephesine pencere ve bir cephesine kapı eklenerek turizm ofisi (Tourism Information Office) haline getirilmiş.

Sokratus sokağı üzerindeki, anlattığım çeşmenin yanında kırmızı kubbeli Şadırvan (Sintrivani) Camii yer alıyor. Binalar arasında sıkışmış bu küçük yapıya, arka sokaktaki kemerli ve demir kafesli bir kapıdan dar bir merdivenle çıkılıyor.

Eski kent içinde ve özellikle Ippokratous (Hipokrat) meydanı çevresindeki kırmızı kubbeli taş binalar da Türk (Osmanlı) yapıları. Bugün restoran, hediyelik eşya satan dükkânlar olarak görev yapan bu yapıların hangi amaçla yapıldığı konusunda bir bilgi temin edemedim.

Eski Rodos kentinin surları dışında, Rodos adasının kuzey ucunda Limandan gelen sahil yolunun dönemecinde Murat Reis Camii ve haziresi yer alıyor. Soğan kubbeli minaresi olan Murat Reis Camii 1623 yılında inşa edilmiş. Haziresinde Murat Reis’in türbesi ile birlikte çok sayıda Osmanlı mezarları bulunuyor. Ayrıca, adanın çeşitli yerlerinden getirilen mezar taşları da burada depolanmış. Kare kesitli ve tek kubbeli bir cami. Diğer camiler gibi bu da bakımsız ve içine girilemiyor.

Caminin deniz tarafında yine Osmanlı mimarisini andıran (muhtemelen değişikliğe uğratılmış) binanın cephesinde mermerden, filikesi bir sivri kemerli nişin içine yerleştirilmiş ve nişin üstündeki kitabesi ile bir çeşme bulunuyor. Figüratif yıldız çiçeğinin göbeğine yerleştirilmiş olan filikenin yeri, şimdi boş. Çeşmenin mermerden yalağının üzerine de üç adet yan yana figüratif yıldız çiçeği motifi işlenmiş.

Gecelediğim Island City Hotel’in yan tarafında bulunan Ethanarchou Makariou sokağının Plotarchou Plessa sokağı ile kesiştiği köşede, her gün önünden geçtiğim, yine Osmanlı mimari özellikleri taşıyan, iki cephesinde kemerli ve demir kafesle kapatılmış pencereleri olan, giriş kapısının üzeri sivriltilmiş kemerle hareketlilik kazandırılmış bir kubbeli bina yer alıyor. Maalesef, bu bina hakkında bir bilgi bulamadım.

Yukarıda anlatmaya çalıştığım Türk (Osmanlı) eserlerinden başka, Sokratus sokağı no.76 da Mevlâna Türk Kahvehanesi bulunuyor. Giriş kapısının üzerindeki tabelada Mevlâna yazısının solunda ve sağında Turkish Cafe ve Shisha Bar ibareleri bulunuyor. Shisha, bildiğimiz şişe ve burada nargile anlamında kullanılıyor. 14. yüzyıldan beri açık olan Mevlâna Kahvehanesini son iki yüz yıldır aynı aile işletiyormuş. Şimdiki işleticisi Iraklis Bey. Silindirik tavana sahip dikdörtgen şeklindeki kahvenin sol arka köşesi kahve ocağı olarak düzenlenmiş. Ahşap masa ve sandalyeler duvar kenarlarına sıralanmış. Sol duvarın bir bölümüne ot yastıklı bir peyke yerleştirilmiş. Sağ tarafta DIAMANT marka kahve değirmeni sergileniyor. Duvarlarda bulunan küçük tereklerde bakır ve pirinç ibrikler, semaverler, nargileler ve bunların arasında porselen tabaklar, Rodos kentinin eski fotoğrafları sergileniyor. Ortama uygun bir gramofon da sergilenenler arasında. Çay askısı da unutulmamış, servisi bununla yapıyorlar. Kahve, çay ve nargilenin yanı sıra ev yapımı tatlılar da sunuluyor. Giriş kapısının sağında dört adet ahşap giyotin pencerelerden gün ışığı içeriye giriyor. Her bir pencere kanadı üzerine mavi, sarı, kırmızı ve yeşil küçük camlar yerleştirilerek hareketlilik sağlanmış.

Rodos’taki bu eserler, adanın kültürel çeşitliliğini ve zengin tarihini gözler önüne seriyor. Çoğu Eski Kent’in dar sokaklarında gizlenmiş olan bu yapılar, adayı gezerken keşfetmeniz gereken önemli duraklardır.

Ancak, Yunanistan Yönetimi restorasyon, bakım ve onarım maliyetlerinin yüksekliğini gerekçe göstererek, bu eserleri kaderlerine terketmiş. Bu eserlerin geleceğe taşınabilmesi için Türkiye Cumhuriyeti Yönetimi gerekli adımları atmalı ve finansman desteği sağlamalıdır.

Bir başka yazımda buluşmak üzere, esen kalın sevgili dostlar.

GÖRSELLER: https://photos.app.goo.gl/tU6keJTwJwBGpXsj7

4 comments

  1. üstadım senin gözünüzle/kaleminizle/kameranızla rodosu kendimiz gezmiş kadar oldukb. Çok teşekkürler. Bir yunan adasını değil de adeta bir eski osmanlı şehrini gezmiş gibi hissettik kendimizi.Balkanlarda Osmanlı izleri geneldi silinmişken burada bu şekilde canlılığını hayatiyetini sürdürmesi ne kadar güzal.

    Liked by 1 kişi

danyalasik için bir cevap yazın Cevabı iptal et