AKABE YA DA AQABA, ÜRDÜN

Petra’dayım, müthiş bir antik kenti gezdim. Şimdi, Lut gölü (Ölü deniz), Wadi Araba(h) çöküntü alanlarının güneye devamında, Kızıldeniz (Akabe körfezi) ve Akabe kenti için, ertesi sabah yola çıktım. 129 km. lik bir karayolu yolculuğundan sonra Kızıldeniz ve Akabe kentine ulaştım.

Afrika ile Arap yarımadası arasında, kuzeyden güneye doğru uzanır, Kızıldeniz. Sina yarımadası, Kızıldeniz’e kuzeyden bir kama gibi saplanmış ve ikiye ayırmış. Batı tarafı Süveyş körfezi, doğu tarafı da Akabe körfezi. Körfeze adını veren Ürdün’ün Akabe kenti, körfezin en kuzey ucunda yer alıyor.

AKABE

Körfezin kuzey ucu, Akabe kentinin bulunduğu bu bölge ilginç bir özellik gösteriyor. Bu dar alanda, dört ülkenin sınırı var; Ürdün, İsrail, Mısır ve Suudi Arabistan. Bu dört ülke, Kızıldeniz’in bu dar alanını birlikte kullanıyor. Akabe kenti ve limanı, Amman’a 330 km. uzaklıkta ve Ürdün’ün tek limanı. Ürdün’ün fosfat ihracının kapısı. Hemen batı bitişiğinde İsrail’in Eylat kenti bulunuyor. Yapı şekillerini ve bayrakları dikkate almazsanız, tek bir kent gibi duruyor. Eylat; limanı olan bir kent, aynı zamanda İsrail’in sayfiye yeri.

Akabe adını, Akabe Ayla olarak ilk kullananlar, Memlüklüler olmuş. Mısır’da 14. yüzyılda hüküm süren Memlüklülerin Güney Ürdün’deki Ma’an kentine ulaşmak için kullandıkları yol Akabe’den geçiyormuş. Akabe adı, sarp zor geçit anlamına geliyor. Ancak, kentin bulunduğu yerde böyle bir geçit göremedim. Ayrıca, bizim söylediğimiz Akabe ile Arapça Al-Akabah etimolojik olarak, aynı kökten mi geliyor, bilmiyorum.

Akabe’nin tarihi, tarih öncesi (prehistoric) dönemlere kadar gitmekteymiş. Bilinen ilk sakinleri Edomlarmış (Edomites). Akabe körfezi ile Lut gölü (Ölü deniz) arasındaki bölgede yaşarlarken, Yahudiler tarafından toprakları ele geçirilmiş. Yahudi topluluğunun bir parçası haline gelmişler. Antik Mısır’da Ptoleme (Ptolemaic) hanedanlığı dönemi sonrasında, M.Ö. 3 yüzyılda, Berenice adı ile anılıyormuş. M.Ö. 1. yüzyılda Arap yarımadasından gelen Arap kabileleri Nebatiler (Nabataean), yerleşmişler, bölgeye. Nebatilerin izleri hem Petra antik kentinde, hem de Wadi Rum’da görülüyor. M.S. 106 yılında Roma egemenliği başlamış, bölgede. Akabe’nin adını, Ailana olarak değiştirmişler. Bir ticari merkez haline gelen Akabe; kuzeye doğru Petra ve Şam, batıya doğruda antik Mısır’ın İskenderiye kenti ile ticari ilişkileri yoğunlasmış. Süveyş kanalının olmadığı bu dönemde, Hindistan ve Afrika’dan gelen mallar, Akabe limanında gemilerden deve kervanlarına aktarılıp, Avrupa tarafına ulaştırılmak üzere Doğu Akdeniz limanlarına ve İskenderiye limanına sevk edilirmiş. (1869 yılında Süveyş kanalının açılması ile önemini kaybetmiş). İskenderiye ve Şam yönünde, imparator Trajan döneminde yol inşasına başlanmış, Hadrian döneminde bitirilmiş. Trajan Yeni Yolu (Via Nova Trajana) adı verilmiş. Kral Yolu (King’s Highway) da deniyor. Doğu Roma (Bizans) döneminde, Akabe (Ailana) bir piskoposluk merkezi olarak kullanılmış. 636 yılında, İslam devletinin bölgeyi ele geçirmesiyle birlikte, Akabe; Ayla adıyla, Mısır, Filistin, Suriye ve Ürdün’den gelen hacı adaylarının Mekke ve Medine’ye gidiş yolu olmuş. İslam döneminde surla çevrili Akabe’de, birbirini kesen iki ana yol, surlarda bulunan dört kapıya ulaşıyormuş. Kent, 12. yüzyılda depremle sarsılmış ve Haçlı saldırısına uğramış. 1250 yılında Memlüklerin eline geçen kentte bir kale inşa edilmiş. 1517 yılında, padişah Yavuz Sultan Selim’le birlikte, bölge Osmanlıların eline geçmiş. 400 yıl Osmanlı yönetiminde kalmış.

Akabe kentindeki Osmanlının küçük askeri birliğinin, Akabe’yi İngiliz saldırılarına karşı korumak ve Hicaz demiryolunun da güvenliğini sağlamak görevi vardı. Nitekim, 3 Kasım 1914 de İngiliz gemileri, Akabe’yi topa tutmuşlar. Akabe kenti, İngiliz casusu T. E. Lawrence’in önderliğinde Arapların baskını ile Osmanlı’nın elinden çıkmış. Akabe kalesini tahkim eden Osmanlı birliği, saldırının denizden geleceğini düşünerek vaziyet almışlar. Şerif Hüseyin’in birlikleriyle birlikte İngiliz casusu T. E. Lawrence, 6 Temmuz 1917 de, Wadi Rum’da gizlendiği yerden çıkarak, kara tarafından saldırmışlar ve kaledeki tüm askerleri (yaralı olmalarına bakılmaksızın) katletmişler. Akabe kenti, böylece Osmanlı’nın elinden çıkmış, İngilizlere geçmiş. 1946 yılında, Ürdün’ün bir kenti haline gelmiş.

Akabe kalesi; kare şeklinde ve iki katlı. Kapısı kuzey (kara) tarafında iki kuleye sahip. İç avluda bir cami bulunuyor. Bu bölümde de dört kule izi görünüyor. 1500 lü yılların başında inşa edilen kale, IV. Murat döneminde yenilenmiş. Ancak, Birinci Dünya Savaşında, yukarıda belirttiğim İngiliz saldırısında büyük ölçüde tahrip olmuş. Halen de, kentin güney kenarında bir harabe olarak duruyor.

Kalenin yanından denize inildiğinde, küçük bir limana ulaşılıyor. Bu limanda, tabanında denizi görme imkânı sağlayan camlar bulunan, Glass Boat adı verilen motorlu tekneler var. Bu teknelerle turistleri, liman ağzında mercan resifleri üzerinde dolaştırıyorlar. Liman kirliliğine bir de tekne tabanındaki camın kirliliği eklenince, mercanları net görmek, pek mümkün olmuyor. Buradaki dalış okullarında eğitim alarak, sualtı güzelliklerini (balık gruplarını ve mercanları) görme imkânı var. Dalışlar tekneden yapılabildiği gibi, kıyıdan da yapılabiliyor. Ekipmanla dalış yapmanın yanı sıra, şnorkelle de dalış yapılabiliyor. Çünkü, mercan resifleri yüzeye çok yakın. Deniz suyunun sıcaklığı yıl boyu 20-22 C ve kolay dalış imkânı veriyor. Mısır’ın dünyaca ünlü dalış yapılan yerlerinden biri olan Şarm El-Şeyh de, Akabe körfezinin ağzında, Sina yarımadasının güney ucunda bulunuyor.

Bir gezi yazımın daha sonuna geldim. Bir başka yazıda buluşmak üzere, esen kalın sevgili dostlar.

GÖRSELLER: https://photos.app.goo.gl/AxLasmQWJLexVfSS9

6 comments

Tahsin Deniz ARPACI için bir cevap yazın Cevabı iptal et