ARGONOTLAR YA DA ARGONAUTİCA VE ALTIN POST ÖYKÜSÜ

Gürcistan’ın Batum kentini 2013 yılında gezmiştim. Türkiye sınırına 20 km. uzaklıkta. Gürcistan’ın Acara özerk bölgesinin başkenti. Tarihten gelen güçlü akrabalık bağlarımız var, bu bölgeyle. Türkçe de konuşuluyor, Gürcüce’nin yanı sıra. Avrupa meydanının ortasında bir sütun üzerinde bölge kralının büyücü kızı Medea’nın elinde altın renginde bir koyun postu tuttuğu heykeli var. Bu heykelle ilgili olarak, sokaktaki Gürcülerden de pek bilgi alamamıştım. 2017 yılında, Yunanistan’ı gezerken Mora yarımadasında, Korinth boğazının güneyinde Akhaların kurduğu, Miken (Micenea) ve Argos kentlerine uğramıştım. En meşhur kralı Agamemnon idi. Kuzeyden gelen Akhalar, yaptıkları hem yelken, hem de kürek kullanılan omurgalı teknelerle (kadırga) Akdeniz’de egemen olmuşlar ve Minos uygarlığının yıkılmasını sağlamışlar. Akdeniz’de ticaretin Fenikelilere geçmesine neden olmuşlar. Bu tekneleri yapan ustanın adı da, kentin adı olduğu gibi, Argos.

İskenderiye Kütüphanesi’nin başında da bulunmuş olan, İskenderiye doğumlu, ancak Rodoslu olarak anılan Apollonios, Argos Denizcilerinin (Argonauticalar) öyküsünü ilk anlatan kişidir.

Denizlerin tanrısı Poseidon, kardeşi Tanrıların kralı Zeus ve diğer ölümsüzler gibi, pek çok kez âşık oldu. Âşık olduklarından biri de Thrakialı prenses Theophane’dı. Kızın peşinde bir çok ölümlü delikanlı vardı ve bunlardan birini kendisine tercih etmesinden korkuyordu. Bunu önlemek için, kızı Krumissa adasına götürdü ve koyuna dönüştürdü. Kendi de koç kılığına girdi. Bu birleşmeden altın postlu bir koç meydana geldi ve daha sonra da Zeus’a kurban edildi. Bu post, Kolkhis (Colchis) ülkesinde, yani bugünkü Gürcistan’da Ares’e adanmış bir korulukta saklanıyordu.

Orkhomonos’da Miny’lerin kralı Athamas, Nephele (Bulut) ile evliydi ve Nephele; Phiriksos ve Helle adlarında bir oğlan ve bir kız çocuğu doğurdu. Athamas, eşi Nephele’den ayrılınca, Nephele de gökyüzüne çekildi ve kocasına olan kızgınlığı nedeniyle, Miny ülkesine kuraklık ve açlık yolladı. Bunu fırsat bilen üvey anne, çocuklardan kurtulmak için, bir bilici (kâhin) ile anlaştı. Kuraklık ve açlıktan kurtulmak için, kral Athamas’ı, oğlu Phiriksos’un kurban edilmesine ikna ettiler. Phiriksos kurban edileceği sırada, anne Nephele, Poseidon’un oğlu olan Altın Postlu Koç’u gönderdi. Koç’un üstüne binen Phiriksos ve Helle, Çanakkale boğazı üzerinde uçarlarken, Helle, denize düştü ve boğuldu. Phiriksos. Altın Postlu Koç ile Kolkhis ülkesine ulaştı. Kolkhis ülkesi kralı ve Güneş’in (Helios) oğlu Aietes, gökten gelen Phiriksos’u saygıyla karşıladı. Buna karşılık, Phiriksos, Altın Postlu Koç’u Zeus’a kurban etti. Altın postunu da kral Aietes’e hediye olarak verdi. Bir gün biliciler (kâhinler) krala, ülke dışından bir yabancının gelip, altın postu çalacağını ve çalındığı günde de kralın bir şekilde öleceğini bildirdiler. Kral bu yabancının Phiriksos olduğunu düşünerek, onu öldürttü. Altın post çalınmasın diye de, Ares’e adanmış orman içinde bir meşe ağacına astırdı ve altına da bekçi olarak bir ejderhayı koydu.

ARGONOTLARIN GİDİŞ YÖNÜ. DÖNÜŞ ROTALARI FARKLI.

Diğer taraftan, İason (Jason) küçük bir çocukken, kral olan babasını amcası Pelias öldürür ve krallığı ele geçirir. Büyüyen İason, amcasından hakkı olan krallığı almak için yola çıkar. Bu arada kâhinler, Krala Pelias’a, tek ayağında sandalet olan bir genç tarafından öldürüleceğini ve krallığı ele geçireceğini söylerler. İason, yolda bir çamura saplanır ve sandaletinin tekini çamurda bırakarak, tek sandaletle kralın yani amcasının huzuruna çıkar ve hakkı olan krallığı ister. Kehanetin gerçekleşmemesi (öldürülmemesi) için, kral amca, İason’a şart öne sürer ve zor bir görev verir. İason, Altın Postu getirecektir, Kolkhis ülkesinden (Gürcistan) ve sonra krallığı devredecektir. Kral kurnazdı, çünkü hiç kimse o güne kadar, bunu başaramamıştı. İason, şartı kabul eder ve Athena gözetiminde Argos’a, 55 kürekli bir gemi yaptırır, Teselya’nın Pagasia limanında. Keresteler Pelion dağında kesilen kutsal ağaçlardan sağlanır. Geminin pruva (baş) kısmını, bizzat Athena kutsal meşe ağacından yontar ve ona konuşma yetisi verir. Gemiye, Argo adı verilir ve Argo’ya alınanlar ”Kahramanlar” diye anılırlar. Aralarında Aşil’in (Akhilleus) babası, Herkül (Herakles) ve arkadaşı Hylas, geminin yapım ustası Argos, dümenci Tiphys, ozan Orfe (Orpheus), İdmon, Mopsos, Amphiaros (bu üç kişi biliciler/kâhinler), tanrısal ikizlerin de bulunduğu toplam 70 kişidir, yolculuğa çıkanlar.

Geminin yapıldığı yere yakın İolkos limanından, törenle denize açılırlar. İlk durakları Limni adasıdır. Kraliçe Hypspyle’nin hüküm sürdüğü Limni adasında kadınlar, tüm erkekleri öldürmüşler. Argo limana girdiğinde, her bir kadın bir erkeği almış ve Argonotlardan hamile kalmışlar.

İkinci durak, Semadirek (Semothraka) adası. Üçüncü durak, Dolionların ülkesi. Kral Kyzikos, gelen Argonotlar için bir şölen düzenler. Denize açılan Argonotlar, fırtınaya yakalanırlar, akıntı onları, denize açıldıkları yere getirir. Dolionlular, gece karanlığında korsan sandıkları Argonotlara saldırırlar. Bu kavgada İason, Kral Kyzikos’u öldürür. Kral için üç gün yas tutan Argonotlar, tekrar yola çıktılar. Dördüncü durak Mysia bölgesindeki Ciusta/Cios (Gemlik)) limanı olur. Herkül kırdığı küreğin yerine yeni bir kürek yapmak için ormana arkadaşı Hylas’la birlikte girer. Herkül ağaç keserken, Hylas da tatlı su bulmak için uzaklaşır. Hylas suyu bulur ve kaba doldururken, su perisi Pegae Hylas’ı çok beğenir ve kaçırır. Hylas’ı aramak için Herkül de peşinden gider. Gemi Argo, Herkül’den hoşlanmıyordur. Geç kalındığı için, pruvası söylenmeye başlar. Bunun üzerine, İason açılma kararı alır ve Herkül ve Hylas’sız yollarına devam ederler. Beşinci durak, Berbryklerin ülkesi Chalchedon’a (Kadıköy) ulaştılar. Poseidon’un oğlu bir dev olan Amykos, Berbryklerin kralıydı ve ülkesine gelenlere bir boksör olarak meydan okuyor, yeniyor ve öldürüyordu. Argo’da bulunan Zeus’un oğlu Polydeukes, Amykos’un karşısına çıktı ve onu yendi.

Berbryklerin ülkesinden ayrılan Argo gemisi kuzeye yelken açtı. Ancak, çıkan fırtına gemiyi Thrakia tarafındaki Salmydessos’a kıyılarına sürükledi. Altıncı durak olan buranın kralı, Poseidon’un oğlu, kör ve aynı zamanda bilici (kâhin) olan Phineus’du. Harpyalar (kanatlı ifritler, fırtına ve ölümün sembolü) musallat olmuşlar, krala yemek yedirmiyorlardı. Argonotlardan Boreas (Poyraz, kuzeydoğu rüzgârı) ve iki oğlu, kralı Harpyalardan kurtardılar. Buna karşılık kâhin kral, Argonotlara yolda karşılacakları tehlikeleri ve bunları nasıl atlatabileceklerini anlattı. En ilginci de Çarpışan Mavi Kayalar’dı. Boğazın Karadeniz çıkışında olan çarpışan mavi kayalara yaklaştılar. İason, Kral Phineus’un sözlerini hatırladı. Bu sözlere uygun olarak, Argo’dan daha yavaş bir güvercini gönderdi. Güvercin kayalıkların arasından geçebilirse, Argo da geçebilirdi. Güvercin uçtu ve kayaların arasından geçerken, kayalar kapanmaya başlamıştı. Güvercin süzüldü ve kuyruğundan sadece bir tüy kaptırdı, kayalara. Bunu gören İason, hemen Argo’yu yürüttü hızla, tekrar açılan kayaların arasına daldı, Argo ve kayalar tam kapanmadan, aralarından sıyrılarak geçtiler, Argonotlar. Artık, kayaların bu ölümcül rolleri de bitmiş oldu. Çünkü, bir gemi sağlam şekilde aralarından geçmişti.

Boğaz geçişinde sonra, uzun süre kürek çektiler ve yelken bastılar ve ilk durakları Maryandynlerin ülkesiydi. Kral Lykos kahramanları karşıladı. Bir yaban domuzu avına çıktılar, ama maalesef, bilici (kâhin) İdmon ve dümenci Typhis av sırasında öldüler. Argonotlar yollarına devam ettiler Thermodon (Terme çayı) ve Themiskyra (Terme) arasında yaşayan Amazonlar, çok vahşiydiler. Bu nedenle ses çıkartmamaya özen gösterdiler.

Ares’in adasına (Giresun adası) ulaştılar. Burası, boğazdan sonraki ikinci duraklarıydı. Adadan su ve yiyecek ikmali yaptılar. Adada, Herkül’ün Yunanistan’dan kovduğu, pirinç tüylerini ok gibi atabilen kuşlar (Stymphalianlar) yaşıyordu. Argo’nun geldiğini gören kuşlar, gelenlerin üzerine pirinç tüylerini fırlatmaya başladılar. Hızla adadan ayrılırlarken, kılıç ve kalkanları birbirine vurarak çıkarttıkları seslerle, kuşları ürküttüler ve okladılar.

Artık Kafkaslar görünmüştü. Hatta, insanlara ateşi verdiği için, Kafkas dağlarına Zeus’un emriyle zincirle bağlanan Prometheus’u, hayal gibi de olsa, seçebiliyor ve her gün onun karaciğerini yemeye gelen kartalın da kanat seslerini duyabiliyorlardı. Argo gemisi Phasis ırmağına girdi ve böylece Kolkhis ülkesine ulaşmış oldular. Bugün burada Karadeniz’e dökülen iki ırmak var. Biri Çoruh, diğeri Roni. Ama, Phasis hangisi, belli değil. Bu nedenle, ulaştıkları yer Batum veya Poti kentlerinden biri olabilir. Poti kenti ağırlık kazanıyor. Neyse, biz öykümüze dönelim. Argonotlar, İason başkanlığında Güneşin oğlu kral Aietes ve kızı Medea’nın huzuruna çıktılar. Eros’un oklarıyla Medea, İason’a âşık oldu. İason da kayıtsız kalmadı ve bu sevgiye karşılık verdi. İason altın postu alıp Yunanistan’a götürmek istediklerini krala iletti. Kral önce reddetti, sonra da Argonotların kalabalık olmaları ve kızının araya girmesiyle şartlı olarak razı oldu. Şartları şunlardı: İason bir ejderi öldürecek, burunlarından ateş püsküren, tunç toynaklı iki boğaya boyunduruk vurarak tarlayı sürecek ve ejderin dişlerini bu tarlaya ekecekti. Medea, aynı zamanda büyücüydü ve sevgilisinin başarması için tüm hile ve yolları, İason’a söyledi. Bir merhem hazırladı, İason için ve bu merhem sürüldüğünde gün boyu hiç bir silah işlemiyor ve zarar vermiyordu. Böylece, İason, bir zarar görmeden ejderhayı öldürdü. Boğalara boyunduruğu vurdu, tarlaya ejderhanın dişlerini ekti ve tarladan çok sayıda silahlı adamlar çıkmaya başladı. Medea, bunun da yolunu göstermişti, İason’a. Silahlı adamların ortasına bir taş attı ve silahlı adamlar birbirini öldürmeye başladılar. İason, kralın şartlarını yerine getirmiş ve sınavı geçmişti. Ancak, kral sözünü tutmadı, Argonotları öldürmeye ve Argo gemisini yakmaya çalıştı. İason ve Medea altın postu almak için ormana koştular. Altın postun bekçiliğini yapan yılan biçimindeki ejderhayı, Medea, söylediği bir şarkı ile uyuttu. Argo gemisi hazır bekliyordu. İason ve Medea, ellerinde altın postla gemiye biner binmez yelkenler açıldı ve kıyıdan uzaklaşmaya başladılar. Medea, yanında küçük erkek kardeşi Absyrtos’u da yanında getirmişti. Kral Aietes, adamlarını peşlerinden gönderdi. Yakalanacaklarını anlayan Medea, kardeşini parçaladı ve denize attı. Absyrtos’un parçalarını toplamak için zaman kaybeden Kolkhis ülkesi savaşçıları, Argonotları yakalayamadılar.

Medea’nın bu cinayeti, Zeus’u çok öfkelendirdi. Aklanması gerekiyordu. Aklanması için İstros (Tuna) ırmağı üzerinden Avrupa’ya oradan Akdeniz’e geçtiler. Aklanmasına halası, büyücü Çirce (Kirke) yardımcı oldu. Akdeniz’de uzun ve maceralı bir yolculuktan sonra, sefere başladıkları İolkos limanına döndüler. Altın post, Zeus tapınağına asıldı. Kral Pelias, krallığı İason’a vermemek için binbir bahane sergilemeye başladı. Medea tarafından bir hile ile kandırılan kralın kızları, babalarının ölmesine neden oldu. Argonot seferine de katılan kral Pelias’ın oğlu Acastus, önce krallığı ele geçirdi, sonra İason ve eşi Medea’yı İalkos’dan kovdu. İason ve eşi Korinth’e gittiler. Argos gemisini süsleyerek Denizler tanrısı Poseidon’a sundular ve Korinth’e yerleştiler.

MEDEA FİLMİNİN AFİŞİ

Argonotların gezisini de kısmen içine alan bir senaryo ile filme alındı Medea. İtalyan yönetmen Paolo Pasolini film setini Kapadokya’da kurdu, 1969 yılında . Medea rolünü defalarca sahnede canlandıran ünlü diva Maria Callas oynadı. Bu filmde, yöre halkı ve Gürsel adındaki lise arkadaşımda rol aldı. https://youtu.be/uZYy493Hrd8

ARGONOTLARIN MACERASINI ANLATAN FİLMLERDEN BİRİNİN AFİŞİ

Bu öyküde geçen yerler, büyük ölçüde, bu günkü yerlerle örtüşüyor. Örneğin; Kyzikos kenti kalıntıları Kapıdağ yarımadasında, Erdek yakınlarındadır. Sonra; Kadıköy, Terme ve Amazonlar bölgesi, Giresun adası diğer yerler. Gerçek ile hayal ürünlerinin (ejderhalar, ateş püsküren boğalar vs.) bir karışımı. Yine de bazı ipuçları veriyor, sanırım. İstanbul boğazının çıkışında, Akdeniz’in sularının Karadeniz’e boşaldığını, şiddetli akıntıları ve anaforları, henüz Karadeniz’in su seviyesinin bugünkü düzeyde olmadığını, deniz tabanındaki kayaların gelen akıntılar arasında bir görünüp, bir kaybolduğunu düşünecek olursak, yukarıda öyküde anlatılan ve o günkü insanlar tarafından yapılan ”Çarpışan Mavi Kayalar” nitelemesi akla uygun gelmektedir. Ben, Phiriksos’un kurban edilmemesi için gönderilen Altın Postlu Koç ile Hz. İsmail’in (Tevrat’a göre Hz İshak) kurban edilmemesi için gönderilen Koç öyküsü arasında da bir benzerlik görüyorum. Sizler de yukarıda anlatılan öykü için, tabii ki farklı yorumlarda bulunabilirsiniz. Bunları da öğrenmekten mutlu olurum. Bir başka yazıda buluşmak üzere hoşça kalın, dostlar.

KORİNTH KANALI (SAĞ TARAF ATTİKA YARIMADASI, SOL TARAF MORA YARIMADASI)
MİCENAE/MİKEN AKHALARIN KENTİ
MİCENAE KENTİ TAHIL DEPOSU
AKHALARIN MİCENAE KENTİ GİRİŞ KAPISI
BATUM AVRUPA MEYDANI
BATUM, AVRUPA MEYDANI, ELİNDE ALTIN POST İLE MEDEA HEYKELİ
BATUM OPERA MEYDANI VE NEPTÜN (POSEİDON) HEYKELİ
BATUM

8 comments

  1. Korinth kanalından geçmesi de enteresandır. Bir rivayete göre kanaldan geçen gemilere köprüden taş atmışlar hatta bir Mercedes in camı kırılmış.

    Liked by 2 people

  2. Danyal Bey, elinize sağlık mitolojiyi çok güzel anlatmışsınız. Homeros Odysseia’sında “Altın Post” öyküsünü anlatır. Georgius Agricola, 1556’da yazdığı dünyanın bilinen ilk madencilik kitabı olan De Re Metallica libri XII (Madencilik Üzerine 12 Kitap) kitabında “Altın Post” deyiminin, suyu süzer iken içindeki altın taneciklerini tutacak olan hayvan derisi kullanımıyla ilgili olduğunu da yazmıştır (Agricola,1950, sf. 330). Doğu Karadeniz’deki Kolhis ülkesinin (MÖ 1700-800) kralı Aiet’in altın zenginliği dillere destandır. Eski Yunan’dan yola çıkan Argonotlar, “Altın Postu” çalmak için Kolhis’e sefer düzenler. Belki de MÖ 3 ila 4’üncü yüzyıllara tarihlenen güney Gürcistan’daki Sakdrisi madeni, mitolojideki Kolhis ülkesine ait bu madendir (Hauptmann ve Klein, 2009).

    Liked by 1 kişi

    • Merhaba Ali Vedat Bey. Mitolojilerin dayandıkları gerçeklikler de var. Yani çıkış noktası gerçek bir olay, ama zamanla evrilerek masallaştırılıyor. Belki de bunu gezgin halk şairleri ya da öykü anlatıcıları yapıyor. Akhaların Truva’ya saldırmaları gerçek (ticari ve ekonomik nedenler). Ama bu saldırının anlatım biçimi çok farklı. Altın post hikayesi de öyle. Hikayeyi bozmamak için yazımda bahsetmedim. Dağdan gelen dere yataklarına serilen koyun postları su içinde hareket eden altın zerreciklerini yakalıyor (veya koyun yapağısına takılıyor). Zamanla, bu zerreciklerle post sıvanıyor. Böylece altın toplanıyor. Altın zerreciklerine bulanmış bir post üzerine geliştirilmiş bir mitolojik öykü. Ben, gezinin başlangıç noktasında 55 kürekli gemiyi yapan Argos ustanın memleketi ile Gürcistan Batum kentinde bulundum. Sözü edilen madenleri gezmedim. Mitolojik öykü bu iki nokta arasında geçiyor. Benim blog sayfamın başlığı ”Ayak İzlerim”. Mümkün olduğunca ayak izlerimi bıraktığım yerlerle ilgili yazmaya çalışıyorum. Yoksa sizin düşüncelerinize katılmamak mümkün değil. Selam ve sevgiler..

      Beğen

Yorum bırakın