FEZ YA DA FES

Fas’ın; orta kuzeyde yer alan en eski kenti, Fez. Fez ırmağı boyunca vadi tabanında ve yamaçlarında yerleşik. Yeni kent, ırmağın güneyinde yer alıyor. Kuzeyi ise, eski kent. 808 tarihinde İdris II. tarafından kurulmuş. Önemli bir ticaret merkezi haline gelmiş. Bir dönem, 1925 yılına kadar başkentlik yapmış. Üç yüz yıl Marinid ailesi tarafından yönetilmiş. Marinidler ve Alawidler; Fez kentini, bugün de korumaya devam edilen değerli anıtlarla süslemişler. 1981 yılında, UNESCO tarafından Dünya Mirası Alanı listesine alınmış.

Kentin eski bölümü, Medina (Fez el Bali) ve yeni bölümü (Fez el Jdid) olarak da adlandırılıyor. Üçüncü bölümü ise Fransızların kurduğu en yeni olanı, Ville Nouvelle. Burada modern Fransız stili hakim. Toplam 200.000 insan yaşıyor Fez kentinde.

Medina ya da eski Fez’in merkezi mimari olarak mağrip. Marakeş’le benzerlik gösteriyor. Bunda bir zamanlar Fas ülkesinin başkenti olmasının da payı var. Kentin merkezinde medreseler var. Kente girişi sağlayan görkemli on civarında kapı varmış. Fez el Jdid bölgesinde bulunan Zalagh Parc Palace otelinden Fez el Bali bölgesindeki Mellah mahallesine (yahudi mahallesi) otobüsle geçtik. Yahudi mahallesinin evlerinde sokaklara bakan pencere ve balkonlar var. Müslümanların evlerinde ise dış cephede pencere bulunmuyor ve böylece evin mahremiyeti sağlanıyor. Bir ayrıntı; yahudiler, güven altında olmak amacıyla kraliyet saraylarına yakın bir noktada yer seçiyorlarmış.  Bu noktadan itibaren yürüyüş başladı.

Biz, Mellah bölgesinden yürüyerek Bab Bou Jeloud kapısından Medina’ya girdik. Kapı, at nalı biçiminde üç gözlü. Ortada araç geçişlerine  olanak sağlayan büyük göz. Yanlardaki gözler ise, insan geçişleri için. Yüz  yıllık bir yapı. Dış cephesi mavi (bu nedenle mavi kapı olarak da biliniyor), iç cephesi de (Medina tarafı) yeşil renkte mozaiklerle kaplı. Bu iki renge Fez’de çok sık rastlanıyor. Mavi; Fez kentinin rengi, yeşil renk ise, İslam’ın. Medreseler, labirent gibi dar sokaklarla çevrelenmiş. Sokaklar birbirine çok benziyor, yön kolaylıkla kaybedilebiliyor. Birbirine bitişik 2-3 katlı evler beyaz ya da açık renkli, düz damlı, çoğunda teras var. Evlerin ve bazı yerlerde payandalarla desteklenmiş labirent gibi dar sokakların arasında zellij (zellige) mozaiklerle süslenmiş kare kesitli minareler ve yanı başında İslamın yeşil renginde mozaik veya kiremitlerle kaplı küçük kubbeleri.

Medina’nın dar sokaklarına motorlu araçlar giremiyorlar. Dokuzbinden fazla sokak varmış. Herhalde her kentte bu sayıda sokak vardır, burada sorun, bu kadar dar alana bu sayıda sokağın sığdırılması. Bazı ara sokak veya geçitler sadece omuz genişliğinde. İhtiyaç duyulan taşımalar motosiklet, eşekler, el arabaları ve hamallarla yapılıyor. Tam fotoğraf çekmeye yoğunlaşmışken, yüklü bir eşek sürtünerek geçiyor,  ya da çarpabiliyor. Sürücüler ”belek, belek” diye seslenerek, olası bir kazayı önlemeye çalışıyorlar. Bu nedenle, dikkatli olmak gerekiyor. Bu daracık sokaklarda, Fas’ın geleneksel kıyafeti kukuletalı cellabiyeler içinde her yaşta kadın ve erkekler, aralarına karışmış bizim gibi turistler, sanki bir karınca yuvası içi gibi sürekli hareket halindeyiz.

Bou Jeloud kapısını geçtikten sonra, yönümüz merkezdeki medreseler ve çevresi. İlk durağımız Bou Anania (Ebu İnaniye) medresesi. Kapalı olduğu içine giremedik. Marinid döneminde Berberi emir Ebu İnan Faris, 1351 yılında yaptırmış. Kare formunda ve tek katlı. Aynı zamanda cami olarak kullanılıyor. Kare kesitli bir minaresi var.

Medina’nın ortasında iki ana cadde, ya da sokak mı demeliyim, Rue Talaa Kebira (Büyük Yokuş) ve Rue Talaa Seghira (Küçük Yokuş) ileride birleşip Nejjarine meydanına (Marangozlar meydan), El Karavayyin camiine (üniversite) ve Medina’nın içlerine doğru devam ediyor. Rue Talaa Kebira sokağında manavlar, kasaplar ve dericiler bulunuyor. Bir kasap dükkânının önünde asılı deve başının fotoğrafını çekerken kendimi çok rahatsız hissettim. Etler, sakatatlar dükkanların önünde açıkta sergileniyor. Bu nedenle, sokakta ağır bir koku var.

Medina’nın merkezinde medreselerin arasında bir sürprizle karşılaştım, Chouara sokağı üzerindeki debbağhane (tabakhane). Önce, deri eşyalar satan bir dükkâna girdik. İçi avlu biçimde düzenlenmiş, üç katlı. Her taraf rengârenk deri eşya dolu; terlikler, yemeniler, ayakkabılar, botlar, çantalar, ceketler, cüzdanlar, puflar vs.. İçeriden merdivenlerle üst katlara ve terasa çıkılıyor. Yukarı çıkarken elime birkaç dal nane tutuşturdular. Terasa çıktığımda durumu anlamıştım. Binaların arasında 14. yüzyıldan kalma, geleneksel yöntemle üretim yapılan Chouara tabakhanesi ve Fez’deki tabakhanelerin en büyüğü. Yüzlerce havuz. Bu havuzlarda sepileme (tabaklama) ve boyama işleri yapılıyor. Bir tarafta güneşin altında bekleyen postlar,  havuz kenarlarında sepilenmiş deri yığınları, bazı havuzlarda devam eden boyama işlemleri ve bu koca alanı çevreleyen binaların balkon ve teraslarında asılı şekilde kurumayı bekleyen deri tabakaları ve bütün bunların yarattığı dayanılmaz bir koku. Bu kokuya karşı bir kaç dal nane. Dükkândan çıktım ve tabakhaneye dar bir sokaktan girdim, fotoğraf çekmek için. Dört gencin bana doğru geldiğini görünce, para isteyeceklerini anladım ve geri dönüp çıkmaya yeltendim. Hemen önlediler. Düşündüğüm gibi, para istiyorlardı. Fotoğraf çekmediğimi söylediğimde (Marakeş tecrübesi), paranın fotoğraf için değil, giriş ücreti olduğunu söylediler. Yani, her savunmanıza bir cevapları var. Beş dolar ödedikten sonra, fotoğraf çekmeme izin verdiler.

 

Sonraki durak, Atterine medresesi.  Marinid hanedanlığından II. Ebu Said tarafından 1320 yıllarında yaptırılmış. Medrese, adını, yakınındaki baharat çarşısından (Aktar-Attar) alıyor. Kare planlı bir yapı. Yapının ortasında, küçük bir havuzu da içeren kare biçiminde bir  iç avlu yer alıyor. Zemin ve duvarları zellij mozaiklerle süslenmiş. Bu mozaikler, Fez’de bulunan bir çeşit kil kullanılarak ve iki kez fırında pişirilerek elde ediliyor. İkinci katın pencereleri iç avluya bakıyor. Bu kattaki odalar,  mollalar (öğrenciler) için dershane ve yatakhane olarak kullanılmış. Medresede sünni temelli eğitim veriliyormuş.

Atterine medresesinin hemen karşısında El Karavayyin (El Qaraouiyyin) üniversitesi (medrese). Fez’in ve Fas’ın ruhani merkezi. İçine giremedik ama, 270 kolonlu ve 16 koridorlu, Endülüs tarzı bir yapı ve aynı zamanda bir cami. İçi, Kurtuba (Cordoba) camiine benziyormuş. Tabii, içi mozaiklerle kaplı. Dışarıdan caminin görkemi farkedilmiyor.

Ticanilerin lideri Zaouia Sidi Ahmet Tijani’nin türbesi ve Melek restoran’ın (Restaurant Malak) önünden devam ederek (Rue Derb Blida sokağı) bir dokuma atölyesine ulaştık.

Burada her türlü iplikten el tezgahlarında çok çeşitli renkte ve desende kumaşlar dokunuyordu. Çocukluğuma gittim hemen. Ben bir Merzifonlu dokumacı ailenin çocuğuyum. Aynı tezgâhlar, aletler bizim evde de vardı. Drezin, gücü, çıkrık, masura, boya kazanı, dokuma tezgâhı. Dokuma tezgahında pedallarla gücülerin kalkması, bir makara yardımıyla mekiğin çözgülerin arasından geçirilmesi ve tarakla atkıların sıkıştırılması ve bütün bunlar olurken tezgâhdan çıkan ses, beni kendimden geçirdi.

Saffarine meydanı (Place Saffarine) ve çevresi bakırcıların olduğu bir yer. Hem üretim, hem de satış yapılıyor. Kısacası, bizdeki bakırcılar arastasının bir benzeri.

Medina bölgesinde medreselerin etrafında gün boyu attığımız turdan sonra Mellah mahallesinde bizi bekleyen otobüsümüze döndük.

Fez el Bali’de gördüklerimi özümsemeye ve belleğime yerleştirmeye çalışırken, Fez kentini ve vadiyi tepeden gören bir noktada bulunan seramik ve zellij mozaik üreten bir atölyeye gelmiştik. Fez ırmağının alüvyal kil çamuru, hammaddesiydi burada üretilen seramiklerin. Usta sanatçıların zengin renk, desen ve form da seramikleri raflarda yerini almış. Burada insan hangi birine bakacağına şaşırıyor Bir usta da zellij mozaik hazırlıyordu.

Son durağımız Fez’in modern bölgesi olan Ville Nouvelle’de  bulunan Borj Fez adlı alışveriş bölgesi.

Böylece, Fas’a başkentlik yapmış, ülkeyle aynı adı taşıyan, ilk kurulan Medina bölgesinde zamanın durduğu ve insanların 600 yıl önceki yaşamlarını aynen devam ettirdikleri Fez kentine de ayak izlerimi bırakmış oldum.

Bir sonraki yazımda buluşmak dileğiyle, hoşça ve sevgiyle kalın.

GÖRSELLER:https://photos.app.goo.gl/afJ9XiuUzCNKpafA8

 

4 comments

  1. Bu yazı ✍️ nızı ve Fotoğrafçı kimliğinizi de çok beğendim. Bir fotoğraftaki gözlüklü arkadaşı da Selçuk Mısırlıgil e benzettim.

    Liked by 2 people

Tahsin Deniz ARPACI için bir cevap yazın Cevabı iptal et