12 Nisan 2025 tarihli Çankırı gezim sırasında gezip, gördüğüm ve fotoğrafladığım yerler arasındaydı, Tarihi Çamaşırhane Müzesi. Tarihi Çamaşırhane Müzesi Şehit Alpay Evirgen Sokak üzerinde bulunuyor.

Dünya’nın çeşitli yerlerinde olduğu gibi Anadolu’da da su kutsal sayılmış. Su; geçtiği ve gittiği yerlerde insanlık kültürünün gelişmesini sağlamış. Temizlik getirmiş. Kentler su kenarlarında ya da suya erişimin kolay olduğu yerlerde kurulmuş. Su kaynaklarından temin edilen suyu insanlara ulaştırmak için, bir çok mühendislik yapıları inşa etmişler. Su kanalları açmışlar, borular, künkler döşemişler. Suyu depolamak için mahzenler, sarnıçlar ve mahallelere dağıtmak için maksemler tesis etmişler. Mahallelere çeşmeler, sebiller, cami avlularına şadırvanlar yapmışlar. Su değirmenleri kurmuşlar, suyun üstünden geçebilmek için köprüler inşa etmişler. İnsanların yıkanması (yunması) için hamamlar, esvaplarının (elbise), halı ve kilimlerinin yıkanması için de çamaşırhaneler inşa etmişler.
Çamaşırların ortak yıkandığı çamaşırhane örneklerinden birini, Lizbon’un Alfama bölgesinde görmüştüm.

Türkiye’de gördüğüm ilk çamaşırhane ise, Safranbolu’nun Yörük Köyü’nde bulunuyor. Ortada on iki köşeli, çamaşırların tokaçlandığı büyük bir taş var. Çevresinde ise, suyun ısıtıldığı ocaklar var.


Çanakkale Gökçeada’da Rumlardan kalan bir çamaşırhane varmış, ama burayı görmedim.

Çamaşırhaneler, çamaşırların yıkandığı ortak yerler olmasının dışında, insanların sosyalleşmesine komşuluk ilişkilerinin gelişmesine de yardım eden tesisler olmuş. Çamaşırhanede kullanımla ilgili gelenekler de oluşmuş. Erken gelen, ocağın önüne tasını veya yıkanacak çamaşırları bırakmasıyla ocak kullanım hakkının kendinde olduğunu belirtirmiş.
Çankırı’nın Tarihi Çamaşırhane Müzesi, 1885 yılında yapılmış. Halkın çamaşırlarını yıkadığı bu yer, zaman içinde önemini yitirmiş ve kaderine terkedilmiş. Virane durumundaki bu yer, Çankırı Belediyesi tarafından 2006 yılında restore edilmiş. 2016 yılından beri, müze olarak ziyaretçilerine hizmet veriyor. Dikdörtgen planlı. Moloz taş kullanılarak inşa edilmiş. Çamaşırhanede iç mekân, çatıyı tutan çam ağacından direklerle üç sahına bölünmüş. Direklerin altında pabuç olarak düzgün kesimli büyük taşlar kullanılmış. Orta sahında ahşap çatı yükseltilerek dört bir taraftan gün ışığının içeri girmesi sağlanmış.

Yan sahınların üstü de ahşap kırma çatı. Çatı alaturka kiremitle örtülü.


Orta sahına bir çeşme ve çeşmenin önüne uzunlamasına bir ağacın gövdesi oyularak yapılmış olan bir yalak (oluk) yerleştirilmiş. Yıkamada kullanılan su buradan temin ediliyormuş. Yan sahınların duvarlarında ocaklardan çatıya doğru bacalar yükseliyor.


Yani, her ocak bağımsız bir bacaya sahip. Ocakların içinde, üç ayak üzerine yerleştirilen bakır kazanlarda su ısıtılıyor. Kazandan saplı kalaylı bakır taslarla ve su kabağı ile alınan sular, ocağın hemen önündeki masa gibi tek parça düz taşların üzerinde bulunan çamaşırların üzerine döküldükten sonra tokaçla dövülerek yıkanıyor.

Bu aşamadan önce, çamaşırlar bir derin kap içinde suyla ıslatıldıktan sonra, sabun ve benzeri ürünlerin çok bilinmediği hattâ elde edilmesinin zor olduğu Anadolu’nun bu gibi yerlerinde, üzerlerine çamaşırdan kiri sökücü özelliğe sahip yerel temin edilebilen kil, odun külü (soda), çivit ve renkli çamaşırlarda çöven otu dökülerek bir süre bekletilir. Sonra taşın üzerine yayılarak bir taraftan sıcak su dökülür, bir taraftan da tokaçla dövülerek kirin çamaşırdan uzaklaşması sağlanıyor. Müze içinde çamaşırların ıslatıldığı taş kaplardan (küvet) örnekler göremedim. Çamaşırlar, muhtemelen, büyük bakır leğenlerde ıslatılıyordu. Tokaçla dövülen çamaşırlar, orta sahında bulunan ahşap yalak içine yayılarak durulanıyor.

Çamaşır yıkama işlemi, balmumu heykellerle canlandırılmış. Heykellere giydirilen kıyafetlerin renkleri ve desenleri müzeyi çok canlı hale getirmiş. Heykeller çok başarılı. Kullanılan kumaşlar, bana, çocukluğumdaki Sümerbank’ın divitin ve pazen kumaşlarını hatırlattı.




Ortaya konulan mizansenle, çamaşırhane içindeki sosyalleşme ve dayanışma da yansıtılmış. Müze içinde, çamaşır yıkamada kullanılan taslar, kazanlar, kömürlü ütü, demir ütü, kalaylı bakırdan kil çantaları (kildanlık), eski sabunlar, idare ya da gaz lambaları, ahşap su kovaları ve bakır helkeler, tokaçlar, sefer tasları da sergileniyor.



Müze, sadece Çankırı’nın değil, Anadolu’da bir dönemin anatomisini bir dönemin kültürünü yansıtması bakımından da önemli. Çamaşırhane Müzesi ile birlikte diğer tarihi yapıları, müzeleri ve Tuz Mağarası ile Çankırı Turizm sektöründe önemli adımlar atmış. Bunu herhalde gastronomiyle de destekleyecektir. Tüm bu özellikleriyle görülmesi, gezilmesi gereken bir il.

Bir başka yazımda buluşmak üzere esen kalın, sevgili dostlar.
GÖRSELLER: https://photos.app.goo.gl/VLx7s6swca3aewAHA