SAGALASSOS, AĞLASUN.

Burdur’un Ağlasun ilçesinin 7 km. kuzeyinde, Toros Dağları’nın eteklerinde, Akdağ’ın güney yamacında 1700 metre rakımda yer alan yaklaşık 5000 nüfuslu Sagalassos Antik Kenti, “Aşkların ve İmparatorların Şehri” olarak biliniyor. Pisidya bölgesinin önemli kentlerinden biri. UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alan bu kent, özellikle Roma İmparatorluk Dönemi’ne ait mimari ihtişamı ve günümüze kadar gelen su yapılarıyla ünlü. XI. yüzyıl kayıtlarında Sagalassos’un adı Agalassu Piskoposluğu olarak geçiyormuş. Agalassu adı, Ağlasun’a dönüşmüş.

Övgüyle bahsedilen bu antik kenti görmek için, Rodos gezimden Fethiye ve Bucak üzerinden Ankara’ya dönerken bir fırsat yarattım. Önce Ağlasun’a, sonra da Toros dağlarına yaslanmış Sagalassos antik kentine, öğleden sonra, 7 km. lik virajlı ve yamaçları lavantalı bir yoldan, ulaştım. Zamanım kısa olduğu için; Stadyum, Kuzeybatı Nekropolü (mezarlık), Kuzeydoğu Nekropolü, Antik Tiyatroyu, Çömlekçiler Mahallesini ve Doğu Nekropolü atlayarak gezdim. Bu bölümler, kentin çeperlerinde bulunuyor ve buraları gezmek bana çok zaman kaybettirecekti. Bir sonraki gidişimde bu bölümleri de gezerim diye düşünüyorum. Gezdiğim bölümler bile kentin ihtişamını göstermeye yetiyor. Kentin tüm yapılarını, özellikle stadyum, nekropoller ve tiyatroyu da içine alan tur 4 saat (4 km.) sürüyormuş. Sagalossos’da Belçika’nın Leuven Katolik Üniversitesi tarafından, 1990 yılında, sistematik bir şekilde başlatılan kazılar, Burdur Müzesinin gözetiminde devam ediyor.

Giriş yerinde solda hediyelik eşya, yiyecek ve içecek satan bir dükkân, sağda yamaçta kazı heyetinin barakası yer alıyor. Girişteki görevliyle ve kazı heyetiyle görüşmeme rağmen, kenti tanıtan bir broşürü ve kentin krokisini temin edemedim. Yurtiçinden ve yurtdışından çok sayıda ziyaretçi, yerleştirilen tabelâların yardımı ile kenti gezebiliyorlar. Bu da kenti bütünüyle algılamayı sağlamadığı gibi, kent içindeki detay da gözden kaçabiliyor. Tesadüf bu ya, gittiğimin gecesinde ”Anadolu Ateşi” grubunun dans gösterisi için, Antoninler Çeşmesinin önüne set kuruluyordu. Aydınlatma direkleri çeşmenin önünü kapattığı için fotoğraf çekmede zorlandım.

Pisidya, Antik dönemde Anadolu’nun güneyinde yer alan bir bölge. Bugün; Burdur, Isparta ile Afyon, Antalya ve Konya illerinin bazı bölümlerini kapsıyor. Antik dönemde Kuzeyi Frigya, batısı Karya, güneybatısı Likya, güneyi Pamfilya, doğusu Likaonya bölgeleri ile çevrili. Hemşerim Coğrafyacı Strabon, XII. kitabının VII. bölümünde Pisidya’nın sınırlarını kabaca böyle tanımlar. En önemli kentleri Pisidya Antiokheiası, Sagalassos, Selge ve Termessos. Toros dağlarının bu bölümünde, ortalama yükseklik 1000 m. nin üzerinde bulunuyor. Göller bölgesi (Eğirdir, Hoyran, Burdur, Beyşehir gölleri) olarak adlandırılan yer, Pisidya’nın merkezini oluşturuyor. Göller bölgesinde yerleşim izleri, Tarih öncesi (Prehistorik) döneme ait. Pisidyalılar, M.Ö. 3000 yıllarında, Anadolu’nun bu iç kısımlarına gelmişler. Dilleri Luvililerin dillerinden türemiş. M.Ö. 2000 yıllarında Hititlilerle savaşarak bir kaç küçük krallıklar kurmuşlar. Sagalossos kenti de bu krallıklardan birinin sınır kenti ve M.Ö. 1400 lü yıllardaki bir Hitit kraliyet metninde Salawassa ”Dağ Kalesi” olarak ifade edilmiş. Hititlerden sonra Frigler, Lidyalılar ve Persler egemen olmuşlar, bu topraklarda. Pisidya adı, ilk kez, Pers imparatorluğu dönemine ilişkin olarak Xenephon’un yazdığı ”Anabasis-Onbinlerin Dönüşü” adlı eserinde geçer. Büyük İskender’e kadar Pisidyalılar, Perslerin bir uç karakolu gibi hareket etmişler. M.Ö. 333 yılında, Büyük İskender bölgeyi, zorlu bir kuşatma sonrasında da Sagalassos kentini ele geçirmiş ve bundan sonra, Sagalassos bir kent (polis) devletine (state) dönüşmeye başlamış. İskender’in ölümünden sonra, generallerinden I. Seleukos tarafından kurulan Seleukos imparatorluğunun bir parçası olmuş. III. Antiochus döneminde gümüş sikke basma yetkisi almış. M.Ö. 188 yılında Romalılarla Seleukoslar arasındaki Apameia barış antlaşması sonucu, Sagalassos ve Pisidya, Bergama (Pergamon) krallığına bağlanmış. Augustus döneminde, Roma’nın Galatya eyaletinin bir parçası haline gelmiş. Pisidya bölgesinin askeri ve idari merkezi olan Pisidya Antiokheiası’nı (Yalvaç) https://danyalasik.com/2018/10/22/pisidia-antiokheia-ya-da-pisidya-antakyasi/, Sagalassos üzerinden Antalya’ya (Attalia) bağlayan taş bir yol döşetmiş. Via Sebaste (İmparator Yolu). Bu yolun en belirgin bölümü Antalya Döşemealtı’nda bulunuyor. Döşemealtı adı da, döşenmiş bu taş yoldan geliyormuş. Roma’nın bu yolu, Göller bölgesinin üretimini Antalya limanına taşımada yardımcı olmuş. M.S. 5. yüzyılda, bölgede, Hristiyan hareketliliğine bağlı olarak Sagalassos kentinde, bazilikalar (kilise) yapılmaya başlanmış. M.S. 6. yüzyılda geçirdiği deprem sonrası yıkılan, kenti çevreleyen Helenistik dönem duvarları yenilenmiş. Selçuklular döneminde İskender Tepesindeki Kale (Akropolis) yıkılmış ve bugünkü Ağlasun, yerleşim yeri olarak İskender Tepesinin güneyindeki, görece düz alana kurulmuş.

Giriş kapısındaki turnikeyi geçtikten sonra yol batı yönünde uzanıyor. Bu yolun üst tarafı Yukarı Kent (Upper City), yolun alt tarafı da Aşağı Kent (Lower City) olarak adlandırılmış. Yukarı Kent’te; Kent Konağı (urban mansion) (20), Tiyatro (41), Çömlekçiler Mahallesi (42), Helenistik Çeşme (38), Neon Kütüphanesi (39), Aziz Mikael (St. Michael) Bazilikası (29), Kuzeybatı Heroonlar (bir kahraman onuruna yapılmış anıtsal yapı) (30-31), Dor tapınağı (32-33-34), Batı Nekropolu (mezarlık) (35), Stadyum (36), Bouleuterion (kent meclisi) (28), Antoninler (Antonine) Çeşmesi (24), Yukarı Agora (kent meydanı veya pazaryeri) (26), Cladius Takı (Arch of Claudius) ve Macellum (et ve balık pazarı) (22) bulunuyor. Aşağı Kentte ise; Roma Hamamı (11-12), Severus Kapısı (13), Odeon (14), Hadrian Çeşmesi (15), Apollo Klarios Tapınağı (17), Aşağı Agora ve Tiberius Kapısı (10), Sütunlu Cadde (5), Hadrianus ve Antonius Pius Tapınağı (7) ve Güney Nekropolu (mezarlık) (8) yer alıyor.

Giriş Kapısından batıya yönelen, Aşağı Kenti Yukarı Kent’ten ayıran ana yolu takip ettiğimde, sağda Kent Konağı (Urban Mansion) bulunuyor. Kent Konağı M.Ö. 1 yüzyılda yapılmış. Konutun iç çekirdeği durumundaki avlu sütunlarla çevriliymiş. Konak M.S. 5 yüzyıla kadar yapılan ilavelerle büyümüş. Konağın tüm alanında, sekiz farklı teras oluşturulmuş. Konak içinde; kabul salonu, hamam, odalar ve çekirdek avlunun dışında üç ayrı avlu daha bulunmuyormuş. M.S. 6. yüzyıldaki depremden sonra, konak küçük bölümlere bölünmüş. Han gibi kullanılmaya, başlanmış. Bazı odalar ahır ve depo haline getirilmiş.

Yola devam ettiğimde, sol tarafta, yolun alt tarafında Roma hamamı kalıntıları bulunuyor. İmparator Hadrian döneminde (M.Ö. 118-137) tepenin bu yamacına büyük bir hamam yapılmış. İmparator Augustus döneminde inşa edilen Ve Sagalassos’un en büyük yapısı olan Roma Hamamı kompleksi, özellikle kentte yapılan festivaller nedeniyle dışarıdan gelen ziyaretçilerin de kullandığı bir yermiş. Sadece yıkanma değil, aynı zamanda sosyalleşme merkezi, spor ve dinlenme alanı olarak da kullanılmış. Diğer Roma hamamlarında da olduğu gibi; soyunma (apodyterium), soğukluk (frigidarium), ılıklık (tepidarium), sıcak bölüm (caldarium) ve olarak dört bölümü var. Bir de terleme odasına (sudatorium) sahipmiş. Her bölümde havuzlar bulunuyormuş. Ayrıca, kompleksde yüzme havuzu ve halka açık tuvaletler (latrina) de unutulmamış. Hamamın ortasına imparator ve imparatoriçenin heykellerinin de bulunduğu ve çeşitli törenlerin yapıldığı bir salon yerleştirilmiş. Dış duvarlar, büyük taş bloklarla örülmüş. İç bölümde kireç harcı ile tuğla kullanılmış. İç duvarlar, mermer kaplı ve süslüymüş. Hamamın kadınlar ve erkekler için iki ayrı bölümü var. Kazılarda bulunan kil mataraların ve cam şişelerin içinde kozmetik maddeler tespit edilmiş. Bir de saç tokası bulunmuş.

Hamamı geçtikten sonra, Hadrian Çeşmesine ulaştım. Çeşme; Sagalassos’un bir numaralı Romalı savaşçısı Tiberius Cladius Piso’nun vasiyeti üzerine M.S. 129-132 yılları arasında yaptırılmış ve İmparator Hadrian’a adanmış. Orijinal yüksekliği 17 m. imiş. Yamaçta yer alan Hadrian Çeşmesinin havuz bölümüne sekiz basamakla çıkılıyor. Çeşme iki katlı. Birinci katında yaklaşık 6 m. lik sütunlar (şu anda yerlerinde değil) ve bu sütunlar arasında dokuz muse’un (ilham perileri) reliyefleri, bunların yanında havuza suyu nakleden su yolları bulunuyor. Ancak, çeşmede su akmıyor. Çeşme gövdesinin sağında ve solunda ileriye doğru çıkıntılı kanat bölümleri var. Çeşmenin cephesinde yedi adet niş ve bu nişlerin sağında ve solunda bir sütun yer alıyormuş. Ayrıca, üçgen bir alınlığa sahipmiş. Bu tarza ”Aedikula Mimarisi” adı veriliyormuş. Ortadaki nişte Apollon’un heykeli bulunuyormuş. Apollon heykeli, gerekli işlemler yapıldıktan sonra, şimdi Burdur Müzesinde sergileniyor. Hadrian Çeşmesi de yaşanan depremden nasibini almış.

Sırtımı Hadrianus Çeşmesine verdim. Önümde Ağlasun’a doğru inen bir vadi ve müthiş bir manzara var. Vadinin ortasında Aşağı Agora ve Sütunlu Yol görünüyor. Bu bölümün hemen sağında İskender Tepesi bulunuyor. Büyük İskender’in Sagalassoslularca ilk karşılaştığı yer. İskender Tepesinde Akropolis bulunuyormuş, ancak Selçuklular burayı yıkmışlar. Bu manzaranın keyfini çıkardıktan sonra, geldiğim yola geri döndüm ve yolun orta bir yerinde Yukarı Kent’e çıkan patikaya yöneldim.

AŞAĞI KENT, ORTADA DÜZEN TEPE, ARKADA AĞLASUN, SAĞDA İSKENDER TEPESİ
SOLDA DÜZENTEPE, SAĞDA İSKENDER TEPESİ, AŞAĞI KENT

Bu yol, beni Macellum‘un yanından ve Cladius Takı‘ndan geçerek, Yukarı Agora ve Antoninler Çeşmesine çıkardı. Macellum, ortasında daire şeklinde bir havuz olan balık ve et pazarı. Balıklar bu havuzda bulunuyormuş. Bir çok kentte görülebildiği gibi, iyi bir örneği Perge Antik Kenti’nde Roma kapısını geçtikten sonra sağda görülebilir. https://danyalasik.com/2018/04/18/perge-antik-kenti/

Cladius Takı sonrası, Yukarı Agora ve sağ tarafında Antoninler Çeşmesi yer alıyor. Sagalassos Kentinin en ikonik yapısı. Antoninler adı, M.S. 96-180 yıllarında hükmetmiş beş iyi Roma İmparatoru dönemini ifade ediyor. Bu imparatorlar, görevlerini haleflerine barışçıl bir şekilde devretmişler. Antoninler Çeşmesi bu beş imparatordan biri olan Marcus Aerilius döneminde yapılmış. Çeşme; tek katlı, 28 m. eni ve 9 m. yüksekliği var. Su, ortadaki niş içinde 4.5 m. yükseklikten çağlayarak havuza (yalak) dökülüyor. Toplamda beş niş var. Ortada suyun döküldüğü niş ve diğer nişler de, bu orta nişin sağında ve solunda ikişer tane. Her bir niş arasında Korint başlıklı ikişer sütunun taşıdığı alınlıklı yapı (Aedicula) bulunuyor. sağ ve soldaki alınlıklı yapılar öne doğru çıkıntılı. Çeşme, bereket ve çoşkuyu temsileden Şarap ve Şenlik Tanrısı Dionysos’un sembolleri ile süslenmiş. Çeşmenin cephesindeki iki nişte Dionysos heykelleri bulunmuş. Ayrıca, üzüm ve asma motifleri işlenmiş. Diğer nişlere de, başka yerlerden taşınan Müzik, Güneş, Kehanet (bilici) tanrısı Apollon, Adalet tanrıçası Nemesis, Sağlık ve Hekimlik tanrısı Asklepios ve Asklepios’un annesi Koronis’in heykelleri yerleştirilmiş. M.S. 5. yüzyılda, Hristiyanlığın bölgeye yerleşmesi ile Nemesis heykeli hariç diğerleri parçalanmış. Çeşme havuzu bu parçalarla doldurulmuş. M.S. 600-620 yılları arasında yaşanan depremde yıkılmış ve kazının başlayacağı tarihe kadar toprak altında kalmış. Çeşme kazısından 3500 parça çıkarılmış. Bu parçalar birleştirilerek, 400 adet yapı bloku halinde restore edilen Antoninler Çeşmesi, bugünkü görünümüne kavuşmuş. Kazıda çıkan Dionysos, Nemesis ve Asklepion heykelleri Burdur Müzesinde sergilenmektedir. Çeşmede görülen heykeller replikalarıdır. Yukarıda, Sagalassos’dan ”Aşkların Şehri” diye bahsetmiştim. Bir rivayete göre, Antoninler Çeşmesinden su içenler âşık oluyorlarmış. Âşık olmak için bile Sagalassos’a gidilir.

BURDUR MÜZESİNDE, ANTONİNLER ÇEŞMESİNDEN ÇIKARILAN DİONYSOS VE SATİR HEYKELİ

Antoninler Çeşmesi ve Yukarı Agora’nın üst tarafında Kent Meclisi Bouleuteiron yer almaktadır.

Buradan yamaç yukarı devam ederek Kuzeybatı Heroon‘a ulaştım. 14 m. yüksekliğindeki bu anıtsal yapının gövdesinin alt bölümünde bulunan ”Dans Eden Kızlar” frizi, Burdur Müzesinin giriş kapısının önünde ziyaretçileri karşılıyor. Yerine replikası konulmuş.

BURDUR MÜZESİNİN GİRİŞİNDE ”DANS EDEN KIZLAR” FRİZİ

Sonra doğuya dönerek, restore edilmiş Neon Kütüphanesi binasına ulaştım. Kütüphane kapalıydı. Haliyle, kütüphane tabanındaki mozaiği de görmedim. Kütüphane; M.S. 120 yılında, 11.80X9.90 m. ölçülerinde, dikdörtgen planlı olarak inşa edilmiş. 1997 yılında yapılan restorasyonda tuğla destekli taş duvarla örülmüş. Binanın dört köşesine yerleştirilen çelik konstrüksiyonun üzerine çatı oturtulmuş. İçindeki papirüs ruloları ile keçi, koyun ve sığır derisinden yapılmış parşömen rulolarının sayısı hakkında bir bilgi yok. Hristiyanlığın güçlenmesi sonrası, M.S. 404-406 yıllarında kütüphaneyle birlikte papirüs ve parşömen ruloları da yakılmış. Aydınlanmanın en önemli unsurlarından biri olan kütüphanelerin yakılması, aydınlanmanın önündeki en büyük engel olmuş. En bilinenlerden; Bağdat, İskenderiye, Serapeum, Nişabur ve Gazne kütüphaneleri aynı kaderi paylaşmış. Sagalasos’un en önemli ailelerinden birinin ferdi olan Titus Flavius Severianus Neon; Sagalassos’un en hayırsever kişisiymiş. Antoninler Çeşmesini, Neon Kütüphanesini de yaptıran oymuş. Kütüphanenin yanında bir ev, çamaşırhane, fırın ve çömlek işleme yeri bulunuyor.

Bu bölümün hemen altında Helenistik Çeşmeye yer alıyor. Helenistik Çeşme, İmparator Augustus döneminde, M.Ö. 50-25 yılları arasında yapılmış. ”U” şeklinde bir forma sahip. İç kısmında bir avlu oluşturulmuş. Avlunun üç tarafı bir portiko (sütunlu galeri) ile çevrili. Çeşmenin ”U” şeklindeki havuz’un (yalak) üstü taş bloklardan oluşmuş düz bir çatı ile örtülü. Bu çatı Dor başlıklı sütunların üzerinde duruyor. Sagalassos yerleşimi M.Ö. 50 ile M.Ö. 50 arasında üç kat büyümüş. Bu dönemde kentte yeraltında su dağıtım şebekesi kurulmuş. Bugün bu su şebekesinden su alan Antoninler Çeşmesi ile Helenistik Çeşme hâlâ akmaya devam etmektedir.

Helenistik Çeşmede gezimi noktaladım ve aşağı doğru inerek Kent Konağının yanında Giriş Kapısına yöneldim ve gezimi bitirdim.

Gezim sırasında, zihnimde çeşitli düşünceler dolaşmaya başlamıştı. Benzer durumu Efes, Perge, Afrodisias, Priene ve Milet gezilerimde de yaşamıştım. Bu kentler beni çok etkilemiştir. Priene’deki tiyatro 5000 kişilik, kentin nüfusu zaten 5000 kişi. Bu antik kentlerin yanı başında bulunan günümüz (modern çağ-teknolojik çağ) kentleriyle karşılaştırınca, ne kadar zavallı bir durumda olduğumuz ortaya çıkıyor. Antik dönemin kent donatıları olan o güzelim çeşmeleri, tiyatro yapılarını, meydanları, agoraları, hamamları ve diğer anıtsal yapıları bugünkü kentlerde göremiyoruz. Taş ve mermer gibi sert materyaller çok ince işlenerek heykellere, frizlere, sütunlara dönüştürülmüş, estetiğin doruk noktasına ulaşılmış ve böyle bir ortamda odeonunda müzik dinlenmiş, tiyatrosunda oyunlar izlenmiş. Havuzlu hamamlarında sosyalleşilmiş. Tabii ki kent meclisinde alınan kararlar kentin fiziki gelişmesinde etkili olmuş ve kenti bu kadar güzel ve estetik görünümlü yapmış. Bu günkü kent meclisi ve belediye karar ve çalışmalarıyla kıyasladığımızda, modern çağda olmamıza rağmen, ne kadar geride olduğumuzu görüyorum. Sagalassos’un 7 km. aşağısında bulunan ve neredeyse aynı nüfusa sahip, modern çağın kenti Ağlasun, böyle kent donatılarından mahrum. Bu duygu ve düşüncelerle, o dönemin havasını koklayarak Sagalassos sokaklarında, meydanlarında, Yukarı Agorada kentin çeşmelerinden su içerek dolaştım. Sagalassos kentinin bu halini gördükten sonra, acaba o dönemde yaşamak daha mı iyi olurdu diye düşünmekten, kendimi alamıyorum.

Burdur Müzesinde sergilenen Sagalassos eserleri için, Müze ile ilgili yazmış olduğum yazı ve eki fotoğrafların linki: https://danyalasik.com/2018/10/28/burdur-muzesi/

Bir başka yazımda buluşmak üzere, esen kalın sevgili dostlar.

GÖRSELLER: https://photos.app.goo.gl/f5SaBdTWeE9s9yF88

Yorum bırakın