Gümüş Maden Camiine ilk kez 2022 yılında Gümüşhacıköylü Menderes Kırmızı’nın eşliğinde Yenimahalle Mustafa Kemal Lisesinden arkadaşlarım Yücel Tanyeri ve Ahmet Şenol ile birlikte gitmiştim. İkinci gidişim 25 Nisan 2025 günü Gümüşlü sevgili dostum Ahmet Bozkurt rehberliğinde oldu. Bu gezim, biraz da çocukluk arkadaşım, yine Yenimahalle Mustafa Kemal Liseli Akın Sürmeli ve eşi Günseli Sürmeli’ye Merzifon ve çevresini tanıtmak amacını taşıyordu.


Maden camiine geçmeden önce, caminin bulunduğu Gümüşhacıköy’e bağlı Gümüş kasabasından söz etmek istiyorum. Bölge, gümüş ve bakır madenleriyle tanınıyor. Gümüş kasabasının bulunduğu bu yerde, Hititlerden beri kurşunla karışık gümüş üretimi yapılmış. Burada kurulmuş darphanede de Selçuklu ve Osmanlı gümüş sikkeleri basılmış. Kasabanın adı, tarihi refahı ve caminin “Maden” mahallesindeki konumu arasındaki güçlü bağlantı, gümüş madenciliği endüstrisinin topluluğun gelişimi ve kimliğinde önemli bir rol oynadığını göstermektedir. Gümüş kasabasının hemen dışında metallurjik uygulamalar sonucu oluşan maden cürufu yığınları görülmektedir.






Amasya’nın Gümüşhacıköy ilçesine bağlı Gümüş kasabasının Maden Mahallesi’nde yer alan Gümüş Maden Camii, bölgenin zengin tarihini ve kültürel geçişlerini yansıtan önemli bir dini yapıdır.

Caminin gezisi sırasında anlatılana göre; 19. yüzyılın ortalarında Surp Garabet Ermeni Kilisesi olarak inşa edilen yapı, 1928 yılında camiye dönüştürülmüş. Surp Garabet, Ermeni dilinde, “Kutsal Öncü” anlamına geliyormuş ve Vaftizci Yahya’yı (John The Baptist) ifade ediyormuş. Gümüş Maden Camii’nin orijinal adı olan Surp Garabet Ermeni Kilisesi, Vaftizci Yahya’ya ithafen bu ismi almış. Kilisenin mimarı olarak Ermeni Nazar Usta’nın adı veriliyor.

Ancak, Ordu Üniversitesinden Gonca Tosun’un yüksek lisans tezi esas alınarak, 2022 yılında Dr. Seçkin Evcim ve Gonca Tosun’un 2022 yılındaki araştırma makalesinde, Gümüş’te yaşayan Rumların, bölgeyi Gümüş Madeni (Kiomous Maten) veya Sim Madeni (Metalleion Sim) olarak adlandırdıkları, bölge hakkındaki 1951 tarihli çalışmasında, 1886 doğumlu İoannis Papapetrou’nun geniş bir bilgi verdiği ifade edilmektedir. Buna göre; 1800 lerin başlarında gümüş madenlerinde çalıştırılmak üzere, Gümüşhane’den bölgeye Rum maden işçileri göç ettirilmiş. Kilisenin, bu işçiler tarafın yapıldığı ve adının Aya Yorgi (Hagios Georgios, Aziz George) olduğu not edilmiş. Gümüşhane’de de bir Aya Yorgi kilisesi olduğu düşünülürse, Gümüş’teki bu kilisenin göçmen Rum işçiler tarafından yapıldığı anlam kazanıyor. Aya Yorgi Kapadokyalı bir Roma subayı. İnancından dolayı öldürülmüş ve bu nedenle şehit sayılıyor. Büyükada’da onun adına yapılmış bir kilise bulunuyor. Gümüş’te, 1905 yılında, 300 Rum aile yaşıyormuş. Herhalde bu kadar insan, bu kilisenin cemaatiydi.

İster Ermeni, isterse Rum Kilisesi olsun, temel özellikleri itibariyle bu kültürel miras korunmuş. Kilise, 1928 yılında camiye dönüştürülmüş. Bu dönüşüm, Batı Trakya’dan gelen Türk göçmenler tarafından gerçekleştirilmiş. Yapının o tarihteki Gümüş nahiyesinin Maden Mahallesi’nde bulunması nedeniyle adı Maden Camii olarak değiştirilmiş. Camiye dönüştürülme sürecinde, yapının güney duvarına bir mihrap eklenmiş.

Ancak, kilisenin orijinal yapısı büyük ölçüde korunmuş. 1928 yılı; Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu takip eden dönemde, nüfus hareketlerinin ve yeniden yerleşimlerin olduğu bir dönem. Bu dönemde, bölgedeki Ermeni ve Rum nüfusun ayrılması ve yerlerine Müslüman göçmenlerin yerleşimi, dini yapıların yeniden kullanımını beraberinde getirmiş.
İnanç ve kültür turizmi açısından önemli bir ziyaret yeri olan Maden Camii, halka açıktır. 1996 yılında meydana gelen depremde hasar gören yapı, 2005 yılında Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından restore edilmiş. Yapının, yaklaşık yüzyıl gibi uzun bir süre cami olarak kullanılması, yerel Müslüman topluluğu için dini önemini göstermektedir. Yapının farklı inanç ve kültürlere ait izleri taşıması ve kültürel bir miras olarak kabul edilmesi nedeniyle önemi daha da artmaktadır.
Cami, doğu-batı doğrultusunda dikdörtgen bir plana sahip. İki sıra sütunlarla bölünmüş üç nefli (sahınlı) bazilika planı üzerine inşa edilmiş. Nefler, beşik tonozlu bir çatı ile örtülmüş. Cephe duvarlarının köşelerinde düzgün kesme taş kullanılırken, duvarlar normal taş örgüsüyle inşa edilmiş. Yapımında yerel kesme ve moloz taşın yanı sıra bazı bölgelerde tuğla da kullanılmış. Kuzey ve güney cephesinde bulunan orijinal pencereler, tuğladan yapılmış kör kemerli. Sonradan açılan pencereler kemersiz.

Kapı üzerinde yarım daire şeklinde bir alınlık var. Ortasındaki orijinal kitabe, eski türkçe ile yazılı kitabe ile değiştirilmiş. Alınlıkta birbirine geçme asma dallarından oluşan dairelerin içine üzüm salkımları ve asma yaprakları işlenmiş.


Caminin iç mekanında, 19. yüzyıla ait ahşap, kabartmalı ve bezemeli bir minber, vaaz kürsüsü ve mahfil bulunmaktadır. Bu ahşap işçiliği, kiliseden kalan orijinal unsurlardır. Kilise döneminde doğu cephesinde yer alan apsis, camiye dönüştürüldükten sonra yıkılmış ve düz bir duvarla kapatılmıştır. Apsisin izleri doğu cephesinde yerde temel kalıntıları olarak görülmektedir.



Camiye dönüşüm için kıble yönünü belirtmek amacıyla güney duvarına bir mihrap nişi eklenmiş. Cami girişinin sol tarafındaki nef içinde, ahşaptan yapılmış ve merdivenle çıkılan bölüm kadın mahfili olarak kullanılıyor.


Alt katı ise camla kapatılarak imam odası şeklinde düzenlenmiş. Buradaki altın yaldızlı ahşap oymalar, kiliseden kalan orijinal unsurlar. Kilisenin orijinal ahşap unsurlarının ve fresklerin cami içinde korunmuş olması, yapının geçmişine duyulan saygının bir göstergesi olarak düşünüyorum. Mihrabın sağında bulunan minberin gövdesi, kilise döneminden kalan ve sonradan altın yaldızla boyanan ahşap oyma unsurlardan oluşuyor.


Ahşap oymalar incelendiğinde; yörenin bitkisi olan haşhaş kapsülleri, telli müzik aleti, çiçek ve dal figürleri, üzüm salkımları, kanatlı melek tasvirleri görülüyor. Ancak, meleklerin yüzleri kazınmış.



Mihrabın solunda bulunan ve dört basamakla çıkılan vaaz kürsüsü tamamen orijinal. Kürsünün dış kısmı ve korkulukları altın yaldızlı ahşap oymadır. Üstü bir örtü ile örtülmüş vaaz kürsüsü tabanı ahşap oyma olup, tamamen orijinal renklere sahiptir.


Caminin tavanında İsa ve dört havarisi Matta, Markos, Luka ve Yuhanna’yı tasvir eden freskler bulunmaktadır. Bu freskler daha önce badana ile örtülmüş olup, sonraki restorasyonlar sırasında ortaya çıkarılmış. Özellikle Hristiyan ziyaretçiler için bu figürlerin sergilenmesini sağlayan, cami tavanına monte edilmiş otomatik açılır kapanır bir sistem mevcuttur. Orta nefin tonozunda, bulutlar üzerinde oturan Pantokrator (Kâinat’ın Efendisi, Hz. İsa’nın tanrısallığı) İsa, melekler, güneş ve ay tasvirleri yer almaktadır. Aynı tonozun köşelerinde, dört Evangelist ayrı ayrı baş bölgesindeki ışık halesi ile birlikte daire biçimindeki madalyonların içine resmedilmiş.



Batı tonozunda ise bir kilise modeli tasvir edilmiş. Ancak, bu bölüm şu anda bir panel ile örtülmüş ve görülemiyor. Camide ibadet sırasında tavandaki freskler bir mekanizma ile kapatılmaktadır. Bir cami içinde Hristiyan fresklerinin varlığı ve korunması oldukça sıra dışı bir durumdur. Bunun benzerini Alaçatı’daki Pazaryeri camii ya da Ayios Konstantinos kilisesinde görmüştüm. https://danyalasik.com/2023/12/13/alacati-pazar-yeri-camii-ya-da-ayios-konstantinos-kilisesi/. Bu durum, yapının tarihinin ve yerel topluluğun geçmişine olan yaklaşımının önemini göstermektedir.
Caminin batı tarafında, dört sütun tarafından desteklenen ve üç kubbeyle örtülü bir son cemaat yeri (portiko) bulunuyor. Kilisenin narteksi (narthex) olan bu bölümdeki üç kubbe, Osmanlı döneminde yapılmış olup, sağ ve soldaki kubbeler beşik çatı ile örtülmüş.

Caminin beşik çatısı ile kubbelerin üzeri alaturka kiremitlerle kaplı. Çan kulesine ait taşlar, camiye dönüştürüldükten sonra kuzey cephesine eklenen minarenin yapımında kullanılmış.

Bir diğer ilginç olan husus da, bahçenin yola olan cephesindeki helalar. İki düzgün kesilmiş taş aralık bırakılarak oluşturulan hela taşları orijinalliğini koruyor. Burası da bugün, cami cemaati tarafından kullanılıyor.


Gümüş Maden Camii, kiliseden camiye dönüşümüyle bölgenin tarihi ve mimarisinin önemli bir örneğini teşkil etmektedir. Korunmuş Hristiyan freskleri ve orijinal kilise ahşap işçiliği gibi benzersiz özellikleri, yapının katmanlı mirasını anlamak için büyük önem taşımaktadır. Cami, Amasya bölgesindeki kültürel ve dini geçişlerin, özellikle 20. yüzyılın başlarındaki nüfus mübadelesi bağlamında bir kanıtı olarak durmaktadır. Bu tür yapıların korunması, farklı dini ve kültürel toplulukların karmaşık ve çoğu zaman iç içe geçmiş tarihlerine değerli bir bakış açısı sunmaları açısından hayati önem taşımaktadır. Gümüş Maden Camii’nin Hristiyan ve İslami unsurları harmanlaması, inançlar arası ilişkiler ve kültürel belleğin korunması açısından değerli bir örnektir.
Cami ziyaretimizden sonra, sevgili dostum Ahmet Bozkurt’a veda etme zamanı geldi ve Gümüşhacıköy’de her zaman dostluğunu ve misafirperverliğini esirgemeyen Fevzi Alpaslan’la buluşmak ve Sırık Kebabı yemek üzere Gümüşhacıköy’e doğru yola çıktık.
Bir başka yazımda buluşmak üzere, esen kalın sevgili dostlar.
GÖRSELLER: https://photos.app.goo.gl/iAhLj9Ccj5JAJnhS9