Ankara Üniversitesi Gezginleri olarak, 2023 yılının Ağustos ayı içinde, Balkan ülkeleri turunda Bosna-Hersek Cumhuriyetinin Trebinje kentinde geceledik ve sabah 30 km. uzaklıkta Dalmaçya’nın güneyinde, Adriyatik kıyısında yer alan Dubrovnik kentine yarım günlük bir gezi gerçekleştirdik. Dubrovnik kenti, Hırvatistan Cumhuriyetine ait olup, Avrupa Birliği topraklarında yer alıyor ve vize ile giriş yapılabiliyor.

Dubrovnik, Sergius dağının eteğinde, sahilde yer alıyor ve yeni bölümleri ile geniş bir alana yayılmış. Diğer turistler gibi, benim de gezdiğim yer, Dubrovnik’in kale içi bölümü (Stari Grad-Old Town). Burası, M.S. 7. yüzyılda, daha güneyde, Adriyatik kıyısında bulunan Cavtat’dan gelen göçmenler tarafından kurulmuş. Doğu Roma egemenliğinden sonra Venedik Cumhuriyetinin bir parçası olmuş. Napolyon döneminde Fransız egemenliği altında Napoli krallığına bağlanmış. 19. yüzyıl boyunca Avusturya-Macaristan imparatorluğunu bünyesinde Dalmaçya krallığının bir kenti olarak yaşamına devam etmiş. II. Dünya savaşı sonrası Tito önderliğinde kurulan Yugoslavya’nın bir kenti iken, 1991 yılında bağımsızlığını kazanan Hırvatistan’ın, Hırvat şehirlerinin tacı olarak nitelendirilen, etrafı 2 km. lik duvarla çevrili, tipik bir ortaçağ kenti. Dubrovnikli tüccarlar, sahip oldukları deniz filosuyla dünyanın dört bir köşesinde ticaret yapmışlar, Hindistan, Fas gibi ülkelerden. 1667 den beri duvarlar aynıymış. Depremden zarar gören kale duvarlarının son restorasyonu bu tarihte yapılmış.


Kente girmeden önce, turist grupları yerel rehberlerle buluştuğu ve tur otobüslerinin beklediği alanda Amerling çeşmesi yer alıyor. Dört tarafından su akan çeşmenin gövdesinin üzerine Pan heykeli yerleştirilmiş. Pan; Yunan mitolojisinde çobanların, sürülerin ve kırların tanrısıdır. Çeşme; 1902 yılında yaptıran tüccar Nika Amerling’in adı ile anılıyor.


Kente giriş, Amerling çeşmesi önünden kentin, batı tarafında bulunan Pile Gate’den (Hisarlı giriş kapısı) yapılıyor.

Pile Gate’den doğu yönünde denize kadar uzanan ana aks, Stradun caddesi ve bir vadinin tabanı. Sağ ve sol tarafı yamaç olup, Stradun caddesine paralel sokaklar ve bu sokakları birbirine bağlayan dik dar sokaklarla bir ızgara (grid) sistemi oluşturulmuş. Bu sokakları dolaşırken, kendimi bir başka çağda, Ortaçağ’da hissettim, çevremdeki insanlar zamanımıza ait olsa bile.




Bu nedenle, Dubrovnik kenti bir sinema platosu olarak da kullanılmış. Game of Thrones (Taht Oyunları) dizisinin bazı bölümleri (King’s Landing- Kralın Toprakları) burada çekilmiş. Game of Thrones dizisinin bir diğer ev sahibi de Fas’ın Essaouira kenti. Dubrovnik’te çekilen filmlerden biri de Star Wars (Yıldız Savaşları): Last Jedi (Son Jedi).
Dubrovnik’in eski bölgesine (old town, altstadt) Pile Gate’den giriliyor ve önümüzde Stradun caddesi denize doğru uzanıyor. Stradun caddesinin başında, sağ tarafta Velika Onofrijeva çeşmesi karşıladı, bizi. Venedik döneminde, 1438 yılında, Onofrio della Cava adlı Napolili bir kişi tarafından, eski Dubrovnik kentinin su sistemini inşa ederken yapılmış. 12 km. uzaklıktaki Dubrovacka ırmağında bulunan kuyulardan gelen suyun ve yağmur sularının toplandığı bir sarnıç. Heykellerle süslenmiş olan sarnıç, 1667 depreminde büyük zarar görmüş. Çeşmenin gövdesine yerleştirilmiş 16 adet maskın ağzından su akıyor.


Olika Onofrijeva çeşmesinin karşısında, Stradun caddesinin sol tarafında Hz. İsa’ya adanmış Aziz Kurtarıcı (St. Saviour) kilisesi yer alıyor.


Çeşmeden sonra sağa giden sokak Poljana Paska Milicevica sokağı. Poljana Paska Milicevica, Dubrovnik kentinin baş müteahhitinin adı. Kentin inşası sonrası, adı bu sokağa verilmiş. Gerek sokakların, gerekse Stradun caddesinin zeminlerinin altından kentteki diğer çeşmelere su taşıyan borular döşenmiş. Üstleri sıkıştırılmış toprak ve 12-15 cm. kalınlığında taş levhalarla kaplanmış. Bu haliyle, üzerinden geçen ağır yüklere dayanabiliyor. Dubrovnik sokaklarında kaybolmak ihtimali yok, çünkü bir sur içindesiniz. Bu nedenle, istediğiniz sokağa girebilir ve özgürce dolaşabilirsiniz, vaktinizin el verdiği ölçüde. Ben de, önce Stradun caddesinin sonundaki Rektör Sarayı’na (Sponza Palace) kadar yürüdüm. Rektör Sarayı 1516-1522 yılları arasında Gotik ve Rönesans etkilerini taşıyan bir mimari ile inşa edilmiş. Ortasında bir iç avluya sahip, dikdörtgen biçiminde bir bina. Ön tarafındaki revaklı bölümünü incelemekle ve fotoğraflarını çekmekle yetindim. Bu bölümde korinth başlıklı altı sütun bulunuyor. Her bir başlık farklı süslemeli.







İlk kattaki pencereler Gotik, üst kattaki pencereler Rönesans izlerini taşıyor. Hemen arkası liman olan bu bina, önceleri, gümrük binası olarak kullanılmış. Sonrasında darphane, hazine, silah deposu ve banka olarak görev yapmış. Bu binanın önünde, 1444 yılında yapılmış, 1667 depreminde eğilmesi nedeniyle, 1929 yılında yıkılıp yeniden yapılmış olan bir çan kulesi bulunuyor. Gövdesinde saat bulunan kulenin tepesine bir çan yerleştirilmiş. Önceleri, çana vuran ahşap iki asker figürü varken, sonraları bronzdan yapılmış olanlarla değiştirilmiş. Bronz oksitlenerek yeşillendiği için de yeşil adamlar olarak nitelendiriliyor.

Rektör Sarayının yan sokağından, hemen arkasında bulunan, Dubrovnik’in doğusunda yer alan Porat yani liman bölgesine geçtim. Bugün burası, 15 dakikalık uzaklıkta ve güneydoğu yönünde bulunan Lokrum adasına gidiş limanı olarak kullanılıyor. Geçmişte, bu limana gelen gemilerdeki malların gümrükleme işleri, bir ara gümrük binası olarak kullanılan Rektör Sarayında yapılıyormuş.



Aynı yoldan geri dönerek, Rektör Sarayının önünden güneye devam ettim. Kültür müzesine geldiğimde sağa döndüm. Yol üzerindeki geniş bir alanda kurulmuş, yerel ürünlerin satıldığı Gunduliç meydanı pazar yerinin bir köşesinde, bir kaide üzerine Hırvat milli şairi İvan Gunduliç’in heykeli yerleştirilmiş. İvan Gunduliç’in en büyük eseri olarak kabul edilen ”Osman” da Hristiyanlık ve İslamiyet karşıtlığı ile birlikte II. Osman’ın (Genç Osman) hayatı da anlatılmış.


Pazar yerinde sola dönen sokak beni Jesuit Merdivenlerine götürdü. Merdivenler, 1738 yılında Pietro Passalacgua tarafından, Roma’daki İspanyol Basamaklarına (Spanish Steps) benzetilerek yapılmış. Merdivenler, Taht Oyunları (Game of Thrones) dizisinde Cercei Lannister’in utanç yürüyüşü ile ünlenmiş.



Merdivenlerin üstünde geniş bir avluda Aziz İgnatius kilisesi (Church of St. Ignatius) yer alıyor. Merdivenlerden tekrar pazar yerine ulaştıktan sonra sola dönerek ve ara sokaklardan geçerek kentin giriş kapısı olan Pile Gate’e yöneldim.
Dubrovnik kent surları içinde, detayda görülecek çok yer ve şey var. Ancak yarım günlük gezim bu kadarına yetti. Fırsatım olursa, en az iki gün kalıp, Lokrum adasını da gezmeyi isterim.
Bir başka yazımda buluşmak üzere, esen kalın sevgili dostlar.
GÖRSELLER: https://photos.app.goo.gl/STGNXc3pW4ZhsvS38