Memleketim Merzifon; çok sayıda devlet adamı, şair, ressam, bestekâr, bilim insanı yetiştirmiştir. Bugün, bunlardan Merzifon Anadolu Kolejinde görev yapmış iki bilim insanını anlatmaya çalışacağım. Birincisi Johannes Jacob Manissadjian ve diğeri de Arakel Garabet Sivaslıyan. https://danyalasik.wordpress.com/2017/05/21/merzifon-anadolu-koleji-anatolia-college/


J. J. MANİSSADJİAN:
Bir Osmanlı vatandaşı olan Johannes (Hovhannes ya da Ohannes) Jacob (Hagop) Manissadjian (Manisacıyan), 1862 yılında Niksar’da dünyaya gelmiş. Annesi, 1836 doğumlu Alman asıllı Katherina Margarete Barbara Klein ve babası, 1832 doğumlu Ermeni asıllı Barsam J. Manssadjian’dır. Babası Barsam Agha (Ağa) olarak da biliniyormuş. Akademisyen Emine Alçıtepe ve Galip Alçıtepe’nin ”Anadolu’nun Kaybolan Renklerinden Bir Doğa Bilimci J. J. Manissadjian” başlıklı 2017 yılında yayımlanmış ve kaynak olarak kullandığım kitabında J. J. Manissadjian etraflıca anlatılıyor.
Merzifon Anadolu (Anatolia) Koleji’nin başkanı George White’ın anı kitabında 1883-1886 yılları arasında, Barsam Ağa’nın Merzifon’daki Board (ABCFM) istasyonunun gelişmesine katkıda bulunduğu ifade ediliyor. J. J. Manissadjian, 1883 yılında, Antep’ teki (Ayntab) Central Turkey College’ın Beşeri Bilimler bölümünden mezun olmuş ve 1868 yılında Diyarbakır’lı Arousiag Sarah Eunice Daghlian ile evlenmiş. Bu arada kısa bir bilgi verelim. Soyadı olarak kullanılan Manisacıyan adı, Manisa bezinden geliyor. Manisa bezi; Manisa’da pamuk ipliğinden dokunan, şeritli bir bez. Alaca olarak da biliniyor. Barsam Ağa’nın ailesi, bugün Adana’nın ilçesi Saimbeyli olarak bilinen Haçin’de, Adana’dan getirdikleri iplikle Manisa bezi dokuyorlarmış. Yaptıkları bu iş nedeniyle, Manisacıyan soyadını almışlar. Tekrar J. J. Manisacıyan’a dönecek olursak; Emine Alçıtepe ve Galip Alçıtepe, J. J. Manisacıyan’ın (Merzifon) Anatolia College bursu ile Berlin Üniversitesinde fen bilimleri üzerine Master yaptığını belirtiyorlar.

Bugün bu adla bir üniversite yok. Büyük bir ihtimalle, 1810 yılında Berlin Üniversitesi adıyla kurulan, 1828 yılında kurucusu Frederich Wilhelm’in adı verilen ve bugün Berlin Humboldt Üniversitesi adıyla faaliyetine devam eden üniversite olabilir. Zaten, Berlin’deki o zamanın Frederich Wilhelm Üniversitesinde, 1889 yılında, Türkçe dersleri vermiş. 1890 yılında, Merzifon’a dönmüş ve Anadolu Kolejinde göreve başlamış. Kendisine, bugün Kızlar Mektebi (Kızlar Mektebi binası spor sahasının bulunduğu alandaydı. Çocukken temel kalıntılarını hatırlıyorum) adıyla Vakıflar Gn. Md.lüğü tarafından restore çalışmaları devam eden, aslında North Hall binasının hemen altında, Kolordu sokağı üzerindeki bina, lojman olarak tahsis edilmiş.

Berlin’de bulunduğu sırada farklı disiplinlerle ilgilenmiş ve Modern Osmanlıca Ders Kitabı (Mürşid-i Lisani Osmani) adıyla hazırladığı kitap, Berlin’de 1893 yılında basılmış.

Türkiye’nin Atasözleri (Proverb of Turkey) adlı çalışmanın editörlüğünü yapmış. Merzifon Meteorolojisi ile ilgili gözlemler yapmış ve Climatological Tables For Merzifon ve Climatological Data For Merzifoun, Asia Minor adlı iki yayın çıkarmış. Manisacıyan bunlarla kalmamış. Yerel türkülerle, Karagöz oyunu ile de ilgilenmiş. Okul sekreterliği, Edebiyat Kulübü başkanlığı yapmış. Okulun kütüphanesinin zenginleşmesi için çalışmış ve Kütüphanecilik komitesine atanmış. Bugün bu kütüphanenin bazı kitapları, dergileri ve periyodikleri Merzifon İl Halk kütüphanesinde bulunmaktadır. Fakat, Manisacıyan’ın asıl konusu Doğa Bilimleridir. Bu alanda verdiği derslerin yanı sıra, Anadolu’nun ilk ve en büyük Doğa Bilimleri müzesini kurmuştur. Ama, sonuçta bir Ermeni milliyetçisi. Bilimsel başarıları, hükümetle olan çatışmalarını engelleyememiş ve 1915 yılında tutuklanmış, sonra serbest bırakılmış. Tekrar tutuklanma tehlikesine karşı, Kolejin fotoğrafçısı Tsolag (Çolak) Dildilian ile birlikte din değiştirerek Müslümanlığı kabul ettiğine dair söylenti şeklinde bir bilgi var. Müslüman olduktan sonraki adı hakkında da bir bilgi yok. Sivas Valiliğinin, 1915 yılındaki, Anadolu Koleji’nde Amerikalılardan başka kimse kalmayacaktır şeklindeki talimatnamesi sonucu, Mutasarrıflıktan alınan izinle, Amasya’nın 30 km. güneyindeki Kutu köyü yakınlarında, sonradan adı Atabay Çiftliği olan Alman kolonistlerin ipek üretimi yapabilmek için dutluklar kurduğu 1600 da. lık arazide, sonradan Alman misyonerlerin ermeni çocuklarının devşirilmesi için kurdukları yetimhanelerin de olduğu, bir taraftan da tarımın yapıldığı bu çiftlikte, J. J. Manisacıyan Tarım uzmanı Maxmillien Zimmer’in yanında çalışmaya başlamış. Bu çiftlik ve Amasya yöresindeki Alman Protestan misyoner faaliyetlerini, Amasya Üniversitesinden Dr. Hadi Belge, History Studies International Journal of History dergisinde, etraflıca anlatmaktadır. Manisacıyan eşi ile birlikte 1920 yılında önce Londra’ya, sonra da New York’a gitmiş. 1922 yılında Michigan eyaletinin Detroit kentine yerleşmiş. 1926 yılında A.B.D. vatandaşlığına kabul edilmiş ve soyadın Manis olarak değiştirmiş. Dr. Gülbadi Alan’ın ifadesine göre, Dışişleri Bakanlığından Amasya Mutasarıflığına verilen emir üzerine Merzifon Anadolu koleji 14 Mart 1921 yılında kapatılmış. Bu nedenle Selanik’e taşınan Anadolu (Anatolia) kolejini, Manisacıyan, A.B.D. den desteklemeye devam etmiş. 13 Haziran 1942 tarihinde, 80 yaşında iken Detroit’te vefat etmiş.
Prof. Manisacıyan, Merzifon’da göreve başladığı 1890 yılından itibaren, öğrencileriyle birlikte çevrede ve çevre illerinde arazi gezileri yapmış. Bu gezilerine, bazen Kolej personeli ve öğretmenleri de katılmış. Bu gezilerde toplanan kayaç, fosil, bitki ve hayvan örneklerini tasniflemiş. Bunların saklanması ve bazı örneklerin sergilenmesi için bir binaya ihtiyaç duyulmuş. Dr. Gülbadi Alan’ın Amerikan Board’un Merzifon’daki Faaliyetleri Ve Anadolu Koleji adlı kitabında, Kütüphane ve Müze binasının yapımında Kolej öğrencileri 6000 saat çalıştıklarını söylemektedir. Müzenin inşaatına 17 Haziran 1911 tarihinde başlanmış.



Binanın yapımı için harcanan 15.000 $ ın yarısı mezunlarca karşılandığı için, Mezunlar Salonu olarak da adlandırılmıştır. Üç katlı olan Kütüphane ve Müze binasının üçüncü katı vergiden muaf olabilmek için sonradan yıkılmış.



Bu üçüncü kat, Doğa Bilimleri Müzesi, bir alt kat, yani ikinci katı Herbaryum (fizyolojik ve biyolojik özelliklerini kaybetmeden kurutulup, karton üzerine yerleştirilen bitki ya da bitki kısımlarının koleksiyonudur) olarak düzenlenmiş. Giriş katındaki odalar çalışma ofislerine ayrılmış. Kolejin kapatılmasından sonra bir süre askeri amaçlı kullanılan bina; önce 19 Mayıs Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu, sonra da Amasya Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu olarak tahsis edilmiş. Müze’deki koleksiyonların tamamına yakını 66 sandık ve kutuda Tarsus Kolejine, daha sonra da bazı parçalar İstanbul’da Robert Kolej’e gönderilmiş. Almanya ve A.B.D. ülkelerindeki herbaryumlara da bazı örneklerin gittiği yönünde bir söylenti de var. Bugün maalesef, Merzifon böyle değerli bir koleksiyondan mahrum kalmıştır. Müze; çeşitli tarihlerde toplanan memeli hayvan, kuş, yumuşakça ve böcek grubunda 3162, ağaç grubunda 100, mineral ve taş grubunda 900, fosil grubunda 1100 ve bitki grubunda 2000 olmak üzere toplam 7262 örnek barındırıyormuş. Bu kapasitesiyle, Anadolu’da en büyüğü.
Manisacıyan, Zooloji ve Botanik alanında öğrencileriyle ve mesai arkadaşlarıyla doğadan örnekler toplamış. Bu örnekleri etiketlemede familyadan öteye geçmemiş. Çeşitli üniversitelerdeki uzmanlara göndererek etiketletmeye çalışmış. Manisacıyan tarafından 918 bitki örneği toplanmış. Ayrıca, parası ödenerek Almanya’dan 206 bitki örneği de koleksiyona dahil edilmiş. Bir bitki bilimcisi (botanist) olan Manisacıyan’ın adının verildiği üç bitki var. 1-Merendera manissadjianii Azn.. Daha sonra yeniden sınıflandırılarak Colchicum manissadjianii K. Perss. adı verilmiş. 2-Silene manissadjianii Freyn. Amasya Akdağ’da bulunmuş. 3-Iris manissadjianii Freyn. Amasya yakınlarında bulunan bu bitki, Avusturyalı botanist Joseph Franz Freyn tarafından, 1896 da, bu şekilde adlandırılmış. Bunların üçü de Başeditörlüğünü Adil Güner’in yaptığı Türkiye Bitkiler Listesi adlı yayında yer almış. Prof. Manisacıyan’ın bir başka ilgi alanı da kelebeklermiş. Malatya’da bulduğu kelebek türleri, Merzifon’daki müzenin dağıtılmasından sonra, bugün Humboldt Üniversitesi Doğa Tarihi Müzesi’nde sergileniyor. Axioena maura manissadjianii Bang-Haas, yine adı verilen bir kelebek türü.
Bugün, beni ilgilendiren, Manisacıyan’ın bölgede (yeri belli değil) bulduğu bir ”Lale” türü olan Tulipa sprengeri Baker, Liliaceae (Zambakgiller) familyasından. Bugün, Merzifon ve Amasya bölgesi doğasında bulunmayan bu lale türü, Botanik çevrelerinde ”Yitik Lale” olarak adlandırılıyor. 1894 yılında, İngiliz botanikçi John Gilbert Baker tarafından, yeni bir tür olarak bulunmuş. 1896 yılında, Manisacıyan tarafından toplanan lale, Avusturyalı botanikçi Joseph Franz Freyn tarafından ”Tulipa brachyanthera” adıyla yayınlanmış. Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Herbaryum Müdürü Öğretim Görevlisi Tuğrul Körüklü ile görüştüğümde, yitik lale olarak adlandırıldığını, ama maalesef koleksiyonda bulunmadığını söyledi. TEMA Vakfı tarafından Hollanda’dan temin edilen lale soğanları (Tulipa sprengeri), Merzifon’da TEMA Vakfı’nın temsilcisi Diş Hekimi Kadir Acar’a iletilmiş. Diş Hekimi Kadir Acar, Merzifon’da TEMA Vakfı’nın arazisinde Tulipa sprengeri’yi çoğaltmaya çalışıyor. Böylece ”Yitik Lale” Merzifon’un doğasında vatanına kavuşmuş olacak. Ben TEMA Vakfı arazisine fotoğraf çekmek amacıyla gittiğimde, çiçek dönemi değildi. Çiçek fotoğraflarını bana Sevgili Kadir Acar gönderdi.



A. G. SİVASLIYAN:
Arakel Garabet Sivaslıyan, 1858 yılında, Kayseri’nin Mancusun (Yeşilyurt) köyünde dünyaya gelmiş. İlkokulu Mancusun’da okumuş. Kayseri’deki Ermeni Protestan Argeus (Erciyes) Kolejini bitirdikten sonra Matematik öğretmenliği yapmış. Merzifon Anadolu Kolejinde ilahiyat eğitimi almış. Doktor ünvanlı A. G. Sivaslıyan, profesörlüğe yükseltildikten sonra, 1890 yılında, Astronomi öğrenimi için A.B.D. ne Minnesota eyaletinin Northfield kentindeki Carleton Kolejine gönderilmiş. Aynı kentte bulunan, 1885 yılında, en büyüğü 16 inch olan üç teleskopla faaliyete geçen Goodsell Gözlemevi’nde (observatory), Prof. Dr. Herbert C. Wilson’ın yanında çalışmaya başlamış. 1892 yılında Astronomi konusunda lisans eğitimini tamamlamış, 1893 yılında ”Kuyruklu Yıldız Yörüngesinin Açıklamalı Tanımlanması” (Definitive Determination of the Orbit of Comet) başlıklı çalışması ile de Astronomi Doktoru (Ph.D.) derecesini almış. Gözlemlediği kuyrukluyıldız yörüngeleri, A.B.D. deki Astronomi ders kitaplarına da girmiş. Goodsell Gözlemevinde, Jupiter Kuyrukluyıldız ailesi ve Güneş Lekeleri konularında çalışan A. G. Sivaslıyan, 1894 yılında Merzifon Anadolu Kolejine dönmüş, Matematik ve Astronomi dersleri vermeye başlamış.

Kolordu sokak üzerinde ve J.J. Manisacıyan’ın lojmanının hemen altında, büyük ihtimalle Merzifon Belediyesi’nin Kültür Evi (eski Kahvecioğlu ailesinin evi) lojman olarak verilmiş. Ermeni olan ilk eşi Maritza’dan iki oğlu olmuş. Doktora hocası Prof. Dr. Herbert C. Wilson ve asistan arkadaşı Dr. Charlotte Richards Willard’ın yardımıyla temin ettiği teleskop parçalarını da beraberinde Merzifon’a getirmiş ve parçaları birleştirerek 6,5 inch.lik bir teleskop elde etmiş ve gözlemlerini bu teleskopla yapmış. Bu teleskop, Osmanlı topraklarında en gelişmiş teleskop. Sivaslıyan, Matematik ve Astronomi alanında derslerini verirken, Matematik ve Astronomi Bölümünün başkanı olarak da görev yapmış. Astronom Dr. Charlotte Richards Willard,, 1895 yılında arkadaşlarını ziyaret için Merzifon’a gelmiş. 1897 yılında, Carleton Kolejindeki görevinden ayrılıp ikinci kez Merzifon’a geldiğinde, bir söylentiye göre, Dr. A. G. Sivaslıyan’la evlenmiş ve bu evlilikten iki kızı olmuş. Astronom Dr. Charlotte R. Willard, Merzifon Anadolu Kolejinde hem öğretmenlik, hem de idarecilik yapmış. Dr. Charlotte Richards Willard yaşamının 30 yılı aşkın dönemini Merzifon’da geçirmiş, 1930 yılında A.B.D. ye dönmüş ve aynı yıl hayatını kaybetmiş. 1915 Tehcir Kararıyla, Merzifon Anadolu Kolejinden 72 kişilik bir kafile içinde bir yolculuğa çıkan Arakel Garabet Sivaslıyan, Merzifon’a bir daha geri dönememiş. Akıbeti bilinmiyor.
1. Dünya savaşı öncesi başlayan Ermeni isyanı ve Osmanlı’nın uyguladığı tehcir kararı, maalesef her iki tarafın acı olaylar yaşamasına, masum insanların da hayatlarını kaybetmelerine neden olmuş. Ben olayın bu acı tarafından ziyade, bilimin yapıldığı memleketim Merzifon’un bu özelliğini kaybetmiş olması ile ilgiliyim. Bugünün modern olanakları ile Merzifon, yine bilimin merkezlerinden biri haline gelebilir ve çevresine ışık yaymaya devam edebilir.
Bir başka yazımda buluşmak üzere, esen kalın, sevgili dostlar.