Zeytin, antik dönemden beri var olan, insan hayatına önemli değerler katan bir bitki. Geçmişte çok az ilgilenmiştim. Bunun nedeni de, A.Ü. Ziraat Fakültesinde Tarla Bitkileri bölümüne ayrılmış olmamdı. Meyvecilik dersini almış olmama rağmen, ”Zeytin ve Zeytincilik” Bağ ve Bahçe Bitkileri bölümünün özel dersiydi. Ama, bugün biliyorum ki, insan sağlığı açısından önemli olduğu gibi, ülke ekonomisine katkısı da büyük. Burada, zeytin bitkisinden ve tarımından söz etmeyeceğim. Sadece, zeytinin ana vatanının Anadolu, gen merkezinin de Kahramanmaraş ve Antakya arası bölge olduğunu, buradan dört ayrı yolla Suriye, Lübnan, İsrail’den başlayıp Yunanistan, İtalya, Fransa, İspanya ve Tunus’un bulunduğu Akdeniz çanağında yayıldığını söylemekle yetineceğim.
Bugünkü zeytin; delice bitkisinin, Anadolu coğrafyasında, M.Ö. 4.000 yıllarında ıslah edilmesiyle ortaya çıkmış. Bunun kanıtları, Toros dağlarının eteklerindeki (Mersin) deliceliklerde. Bununla beraber, Antakya’nın güneyinde, Lübnan’ı da içine alan Levant bölgesinde de zeytinin aynı tarihlerde kültüre alındığı belirtiliyor. Ancak, Santorini’de 39.000 yaşında zeytin yaprağı fosili, Kuzey Afrika’da M.Ö. 12.000 yıllarına tarihlenen zeytin ağacı parçaları bulunduğu da söyleniyor. M.Ö. 6.000-4.500 yılları (?) arasında ilk kez, zeytinden zeytinyağı çıkarıldığı tahmin ediliyor. Tarihlerde tutarsızlıklar var, ama genel kanı, zeytinin Doğu Akdeniz’de, Anadolu’nun bir bölümünün de yer aldığı Levant bölgesinde ehlileştiği yönünde.
Amasyalı hemşehrim Coğrafyacı Strabon, Geographika adlı eserinin XII II.1 bölümünde, Malatya’yı anlatırken şu ifadeleri kullanmış. ”Melitene, Kommagene’ye benzer, çünkü her tarafında meyve ağaçları vardır ve bütün Kappadokia’da böyle olan tek ülkedir. Böylece hem zeytin üretir, hem de Hellen şarabı ile rekabet eden Monarite şarabı elde eder”. XII III.12 bölümünde: Paphlagonia ülkesinde, Halys (Kızılırmak) ırmağının ağzından Bithynia’ya kadar olan bölgenin denizden yukarı, iç kısımlarının zeytin ağaçları ile kaplı olduğunu yazıyor. XIV I.20 de; Efes yakınlarında geçen Apollon ve Artemis’in doğumunu ”Ortygia’nın ortasından Kenkhrios Çayı geçer; burada Leto’nun (Zeus’un eşlerinden biri) doğum sancısından sonra yıkandığı söylenir, çünkü efsanevi doğum sahnesi burada meydana gelmiştir. Sütanne Ortygia’nın ilk defa süt verdiği kutsal yer ve tanrıçanın doğum sancısından kurtulduktan sonra altında ilk defa dinlendiği söylenen zeytin ağacı buradadır:” cümleleri ile anlatır.
Bu konuda, Türk gezgini Evliya Çelebi’yi de atlamayalım. İzmir Karaburun’la ilgili ”Karaburun burnu didikleri yerdir kim Rum’da Karaburun zeytunu meşhurdur” sözleri, Seyahatnamesinde yer alır. Ayrıca; Alanya, Urla, İznik, Edremit, Akhisar, Kuşadası, İzmir, Kıbrıs zeytinliklerden, zeytin ve zeytinyağı üretiminden ve zeytin esnafından bahsettiği yerlerdir.
Bu yıl yani 2020 yılının Ekim ayında, Seferihisar’da iken, 2017 yılında ziyaret ettiğim Teos antik kentine tekrar gittim, geçen süre içinde kazı çalışmalarındaki gelişmeleri görmek için. Üç yıl önce antik tiyatroda orkestranın yarısı toprak altındaydı. Tamamen temizlenmiş ve açığa çıkarılmış. Mimari elemanların, frizlerin parçaları orijinaline yakın birleştirilme çabaları sürüyor. Tamamlandığında da yerlerine konulacaklar.
Teos antik kenti içinde, 1800 ila 2000 yaşlarında anıt ağaçlar bulunuyor. Bunlardan birine Umay Nine adı verilmiş. M.S. 37 ye tarihlenmiş. Umay Nine’nin filizlenip büyümeye başladığı tarihte, Roma’da İmparator Caligula hüküm sürüyormuş. Bir an düşündüm, 37 yılından beri, Umay Nine kimlere ve hangi olaylara şahit olmuş, kimler gövdesine dokunmuş, onlardan ne izler kalmış? Birkaç kişinin kollarını birleştirerek kavrayabileceği bir ağaç, Umay Nine. Gövdesinde yaşının izleri görülüyor. Kendince, meydan okumuş zamana. Topraktan çıkan gövdesi kıvrılmış, burulmuş. Sanki şahit olduğu olaylara cevap verir gibi, gövdesinde yumrular, şekiller oluşturmuş. Burada, biraz da hayal gücümü kullanarak, baykuş, insan başı, ahtapot gibi şekiller gördüm. Herkes, hayal gücüne bağlı olarak, bu oluşumları bir şeylere benzetebilir. Umay Nine, bu kadar yaşlı olmasına rağmen, zeytin üretimine devam ediyor.


TEOS ANTİK KENTİ, UMAY NİNE AĞACI
Teos antik kentinde Umay Nine’den daha yaşlı, iki bin yıl öncesine tarihlenen ağaçlar var. Bir tanesi, antik kent girişindeki binanın arkasında bulunuyor. Maalesef, yanlış budama sonucu kurumuş. Zeytin ağacı, uzun yıllar yaşadığı için, Anadolu’da ”Ölmez Ağacı” olarak nitelendirilir. Bu nedenle de, kurumuş olduğu düşünülse de bu ağaç, bir gün bir kenarından filizlenerek yaşama tutunduğunu ve ayakta olduğunu gösterecektir. Diğeri, kentin Akropol alanında yaşamına devam ediyor.
İki bin yıl öncesine ait olduğu söylenen ağaçlardan sekiz adeti, Kudüs’ün doğusunda, Zeytin dağının eteğinde Yehoşavat vadisindeki Gethsemani bahçesinde bulunuyor. Hz. İsa’nın; Gethsemani bahçesindeki söz konusu zeytin ağaçlarının altında havarileriyle birlikte olduğu ve burada Romalı askerler tarafından tutuklandığı, Yeni Ahit’in (İncil) Matta (Mathew), Marcos (Mark), Luka (Lucas) ve Yuhanna (John) bölümlerinde belirtilmektedir. Zeytin dağının Kudüs’e ve vadiye bakan yamacı tamamen zeytin ağaçlarıyla kaplıyken, ağaçlar kesilmiş ve büyük bir yahudi mezarlığı kurulmuş. Burada yatanların, dirilişlerinde, doğudan gelecek mesihi rahatça görebilmeleri için zeytin ağaçları ve diğer engeller kaldırılmış, dağın bu bölümü çıplak hale getirilmiş.
Lübnan’ın kuzeyinde, Byblos kentine yakın Lübnan dağlarının Akdeniz’e bakan yamacında bulunan Bchaaleh köyündeki zeytin ağaçlarının en eski ağaçlar (M.Ö. 4.000) olduğuna ve Nuh tufanında sözü edilen zeytin dalının (yaprağın), bu ağaçlara ait olduğuna inanılıyor. Yeri gelmişken, Nuh tufanında geçen olayı da anlatmamak olmaz. Eski Ahit’in (Tevrat) Tekvin (Genesis) 8:11 bölümünde; tufanda suların çekilip çekilmediğini anlamak için, gemiden, önce kuzgunu, sonra güvercini gönderir. Konacak yer bulamayan kuzgun ve güvercin geri döner. Yedi gün sonra, güvercini tekrar gönderir. Bu defa güvercin, ağzında yeni koparılmış bir zeytin yaprağı ile geri döner. Artık, Tanrı’nın gazabı dinmiş, tufan sona ermiş ve Tanrı ile insanlar arasında barış dönemi başlamış. Bu nedenledir ki, zeytin dalı barışın sembolü olmuş. Bilindiği gibi, Hz. Nuh tufandan sonra da nesillerin devam etmesi için, gemisine her türlü canlıdan örnek almış. Hatta, gemiye aldığı asma kurumasın diye, yedi hayvanın kanıyla sulamış. Gemide, zeytin ağacının olup olmadığı bilinmiyor. Ancak, zeytinin taze koparılmış yaprağı, güvercinin ağzında gemiye geldiğine göre, Tufana bile dayanmış ve yaşamını sürdürmüş bu ağaç, ”Ölmez Ağacı” adını hak ediyor.

Fenikeliler, Lübnan dağları ile Akdeniz kıyısı arasında M.Ö. 2.500 yıllarında yaşamış, deniz ticaretinde başarılı bir topluluk. Gemilerinin tabanındaki kum üzerine oturttukları amforalarla zeytinyağı ve şarap taşımışlar, Akdeniz’e kıyısı olan ülkelere. Hatta İrlanda ve Baltık sahillerine kadar uzandıkları da söyleniyor. Kuzey Afrika’da, bugünkü Tunus’da, M.Ö. 800 yıllarında Kartaca kolonisini kurmuşlar. Kartaca’ya zeytin fidanı götürüp dikmişler.
Kartaca’dan önce, M.Ö. 3300-1450 yılları arasında yaşayan Minoslular da Fenikeliler gibi zeytinyağı ticareti yapıyorlarmış, kürekli tekneleriyle. Minoslular ile Fenikelilerin, zeytinyağı ticaretinde bir birliktelikleri olduğu da söyleniyor. Sur (Tyre) kralı Agenor’un güzel kızı Europa’nın, boğa kılığına girmiş Zeus tarafından Girit’e kaçırıldığı mitosu düşünülecek olursa. Girit adasında Minosluların Knossos sarayının duvarlarından birisinde, bir boğanın (boğa kültü) zeytin ağacına tos vurduğunu gösteren bir resim işlenmiş, Minosluların zeytin ve zeytinyağı ile ilişkisini ortaya koyan pithosların yanı sıra.


Homeros, Ege kıyılarında dolaşırken yorulur ve dinlenmek için bir zeytin ağacının altındaki gölgeye oturur. Sırtını dayadığı zeytin ağacı dile gelir ve Homeros’un kulağına şunları fısıldar ”Herkese aitim ve kimseye ait değilim. Sen gelmeden önce buradaydım ve sen gittikten sonra da burada olacağım”.
Antik Yunanistan’da gelinler, bekâret ve arılığın simgesi olarak, zeytin dalından bir taç takarlarmış. Yine spor yarışmalarında kazananlara, zaferlerinin bir işareti olarak zeytin dalından yapılan taç giydirirlermiş. Zeytin ağaçlarının kesimini engelleyerek korunmasını sağlayan kanunlar, Atina kent devleti yöneticisi Solon (M.Ö. 639-559) tarafından çıkarılmış.
Attika’da bir sahil kasabası gittikçe büyüyor ve zenginleşiyordu. Zeus’un başkanlığındaki Tanrılar meclisinde, bu kente ad verme onuruna sahip olacak tanrının adı belirlenecekti. Tartışmalar uzayınca Tanrılar kralı Zeus müdahale etti, çekişen tanrılar geri çekildiler. Geriye, anlaşamayan Denizler tanrısı Poseidon ve Akıl, Bilim ve Sanat tanrıçası Athena kaldı. Zeus, bir yarışma önerdi ve dedi ki, kentin insanlarına en yararlı hediye sunan tanrı, ad verme onuruna sahip olsun. Bunun üzerine Poseidon, kentin yüksek bir yerinde üç çatallı zıpkınını yere vurdu, yer yarıldı ve içinden beyaz yeleli, kemerli boyunlu ve güzel vücutlu bir at çıktı (başka bir anlatımda, kentin ihtiyacı olan su çıkar, ancak tuzludur). Görüntüsü muhteşemdi. Diğer tanrı ve tanrıçalar beğendiler, hediyeyi. Bu sırada Athena, eğildi, elini atın çıktığı yere uzattı ve bir fidan çıkardı, bir zeytin fidanı. Tanrı ve tanrıçalar beğenmediler Athena’nın hediyesini, alaycı tavırlarla ve küçümseyen bakışlarla. Athena, hediyesi olan zeytini, yapraklarından, meyvesinden ve dallarından nasıl faydalanılacağını anlattı. Zeus, insanlara kan ve gözyaşı getiren savaşlarda kullanılan attan daha faydalı olan zeytini seçtiğini ve kente ad verme onurunun Athena’ya ait olduğunu söyledi. Artık kentin adı Atina’ydı ve Atinalılar Akropolis’te, bu yarışmanın yapıldığı yere, Athena adına bir tapınak (Erechtheion) yaptılar. Bu eski tapınağın önünde bir zeytin ağacı var. Zeytin ağacı kurursa, hemen yenileniyor. Perslerle yapılan savaşta Akropolis yıkıldı. Yıkıntıların arasında tekrar filizlenen zeytin, tüm Yunanistan’a dikildi. Bu nedenle, dirilişin ve ölümsüzlüğün de sembolü.
Atina’da zeytin yağı kullanımı, yılda kişi başı tüketim 25 lt. nin üzerindeymiş. Sadece yemeklik yağ olarak kullanılmıyormuş. Aynı zamanda, spor yarışmalarında, kozmetik olarak masaj ve cilt sağlığı için vücutlara sürülerek de kullanılıyormuş. Hippokrat (İstanköy-Kos) ve Galenos (Bergama-Pergamon) hastalarına önerdikleri tedaviler arasında ilaç olarak zeytinyağı da varmış
Roma panteonu, Yunan panteonu ile aynıdır, ancak tanrı ve tanrıçaların adları değişir. Yunan Athena, Romalı Minerva olmuş. Minerva, Roma kentinin koruyucusudur. Öyküye göre, Roma kentinin kurucuları Romus (Remus) ve Romulus kardeşlerin dünyaya gelişleri, Minerva’nın yardımı ile bir zeytin ağacının altında gerçekleşir. Bu nedenle de, zeytin, Minerva’nın ağacı olarak adlandırılmış. Zeytin ağacının altında dünyaya gelmek, kutsal bir ailenin mensubu olduğuna işarettir. Bu öykü de, Romus ve Romulus kardeşlere kutsallık kazandırmış ve Roma kentini kurma hakkına sahip olmuşlar. Romalılar, Kuzey Afrika’da ve İspanya’da zeytin dikimini vergi indirimi ve muafiyeti uygulamalarıyla desteklemişler, Akdeniz çanağında yayılmasını sağlamışlar. Savaştan zaferle dönen imparatorların, arenada döğüşü kazanan gladyatörlerin, ya da kahramanların başlarına zeytin dalından taç takılması da zafer ve kutsiyeti gösteren bir gelenek olarak uygulanmış. Zeytin preslerini geliştiren Romalılar; zeytinyağını hem yemeklik olarak kullanmışlar, hem de güzellikleri için vücutlarına sürmüşler. Zeytin yağı, Roma’nın en önemli ticari malı haline gelmiş.
Hz. Musa döneminde, Tanrı’nın İsrail halkından isteği vardır. Saf altından, üçü sağ tarafta üçü sol tarafta olmak üzere, merkezdeki de dahil yedi kollu şamdanın (kandillik), Menora(h)’nın yapılması. Tek parça dövülmüş altından olması ve badem çiçeğini andıran çanaklar, üzerinde çiçek motifleri bulunması, Tevrat’a göre, Tanrı tarafından tarif edilmiştir. Menora, Hz. Musa’nın Sina dağında Tanrıyla görüşmesi sırasında ortaya çıkan ateşi, daimi ışığı sembolize eder. Evrenin ve insan ruhunun aydınlanmasının yanı sıra bilimin aydınlığını da ifade eder. Menora; Tanrı huzurunda, tapınakta ve Ahit sandığı önünde akşamdan sabaha kadar yanmalıdır. Yine Tanrı buyruğu olarak, kutsal mesh yağı (en saf zeytinyağı) yakılacak menorada (Çıkış-Exodus 37:17-29). Seleukos (Suriye’nin de hakimi) kralı IV. Antiochus, yahudi bölgesini ve Kudüs’ü M.Ö. 165 yılında işgal eder. Büyük tapınağı tahrip eder. Yahudi inancı ile ilgili ritüelleri yasaklar. Bunun üzerine, Seleukos kralına karşı Makkabi isyanı başlar. İsyancılar, yıkık da olsa Büyük tapınakta ve abluka altındadırlar. Ancak, ellerinde menorayı yakacak bir günlük zeytinyağı kalmıştır. Ama bir mucize olur ve bir günlük yağ, sekiz güne yeter. Yahudiler, bu olayı Hannuka(h) adı ile kutlamaktadırlar. Yedi kollu şamdan yani menora, soldan başlayarak ve her gece için bir artırılarak yakılır. Bu ritüel sekiz gün sürer. Ek bilgi olarak, bu yıl Hannuka(h) bayramı 10-18 Aralık tarihleri arasında yapılacak.
İsrailoğullarının ilk kralı Saul, tahta çıktığında alnına zeytinyağı sürülerek mesh edilmiş. Bölgede, M.Ö. 1000 yıllarından kalan 500 lt. lik zeytinyağı sarnıçları, arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılmış. Hz. Süleyman, Büyük tapınağın yapımında, Sur (Tyre) kralı Hiram’ın yardımlarına teşekkür karşılığı olarak, buğday ve zeytinyağı göndermiş.
Eski Mısır’da Firavun III. Ramses (M.Ö. 1198-1166), Güneş tanrısı Ra’ya aydınlanmanın sembolü zeytin dallarını sunarken, söylediği sözler ”Senin şehrin Heliopolis’i zeytin ağaçlarıyla süsledim. O zeytin ağaçları ki, meyvelerinden halis zeytinyağı elde edilir. Bu zeytinyağı, senin tapınağını aydınlatan kandilleri besleyen yağdır”. Firavun Tutankamon da, zeytin dallarından yapılmış adalet tacını giyermiş.
Kur’an’da zeytinle ilgili yedi ayet var. Bunlar; Enam 99 ve 141, Nahl 11, Muminun 20, Nur 35, Abese 29 ve Tin 1. Bu ayetlerden Nur suresin 35. ayeti, zeytini açıkça kutsamıştır ”Allah, göklerin ve yerin nurudur. Onun nurunun misali, içinde kandil bulunan bir kandilliktir. Kandil bir cam içindedir, cam inciyi andıran bir yıldızdır, doğuya da batıya da ait olmayan, yağı neredeyse ateş dokunmasa bile ışık veren mübarek bir zeytin ağacından yakılır. Nur üstüne nur. Allah nuruna dilediğini kavuşturur. Allah insanlar için misal veriyor, Allah her şeyi hakkıyla bilmektir”.
Zeytin hakkında yazılmış, anlatılmış çok sayıda öykü var. Ben sadece, bu öyküler arasında şöyle bir dolaştım. Sonuç olarak, bu öykülerden anlaşıldığına göre, zeytin; ışığın, saflığın, barışın, uzun ömrün, dirilişin, ölümsüzlüğün, zaferin, kutsallığın simgesi.
Son olarak, sözlerimi, büyük ozan Nazım Hikmet’in 1947 de yazdığı şiirinden bir bölüm ile bitirmek istiyorum.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
Yetmişinde bile, meselâ zeytin dikeceksin,
Hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
Ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
Yaşamak, yani ağır bastığından.
GÖRSELLER: https://photos.app.goo.gl/CMVnkMdZpDyhvuDP9
Danyal, eline sağlık. Güzel bir derleme olmuş. Zevkle okudum.
BeğenLiked by 1 kişi
Menşure’ciğim
bir zeytin Prof’undan bu güzel sözleri duymak çok keyifli, çok teşekkür ederim.Sağolasın..
BeğenLiked by 1 kişi
Danyal çok güzel bir çalışma ellerine sağlık. İyi günler dilerim. Selamlar
BeğenLiked by 1 kişi
Zafer’ciğim, çok teşekkür ederim. Sağolasın…
BeğenLiked by 1 kişi
Danyal Hocam
Yazınızı okudum. Yazınız ” Yunan Mitolijisini” temel almış. Bence en büyük yanlışlık burada. Artık şu konu açıktır: Anadolu’ daki medeniyet ve kültür değerleri incelenirken Yunan mitolojisinin ve Yunanlıların bu coğrafyanın kültür temelini oluşturduğu fikri Tamamen yanlıştır. Bu konuda Harward Universitesi’ nin yayınladığı 3 ciltlik araştırma Anadolu medeniyetinin Yunan Kültüru üstüne yükseldiği fikri reddediliyor. Hele hele bu coğrafyanın geçmişini saçma sapan hiç bir bilimsel dayanağı olmayan Yunan mitoliisi ile izah etmek saçmalıktır. Bu konuda ” Kara Athena” isimli kitap da faydalı olur. Bir de hücrelerde yatmış eski bir devrimcinin yazdığı ” Helenizm, Siyonizm ve Türkçülük” kitabına da bakilabilr. Anadolu Medeniyeti = Yunan Medeniyeti yapmacik kabulünün 18.yuzyildan sonra Avrupa’ da Aydinlamacilik fikrinin tabanını değiştirmek üzere yeniden yorumlanmasiyla ve piyasaya gerçek doğruymuş gibi savunulmaya başlanmistir Sonra da ” ŞARK MESELESİ ” diye bir saldırgan fikri bu temel üzerine oturtmuslardir. Ülkemizi İstiklal Harbi döneminde işgal ederken işte bu Yunan Medeniyeti = Anadolu Medeniyeti= Şark Meselesi = Anadolu’nun işgali bu fikre dayandirilmistir Yani bu yaklaşım ülkemizi isgalde GEREKCE olarak bütün Avrupa ve ABD devletlerinde silah olarak kullanılmıştır. Atatürk’ un ömrü de bunun tam tersini izah etmekle geçmiştir. Atatürk’ un Tarih Tezi şunu söyler :” Biz bu coğrafyada 7.000 yıldır varız”. Bu fikri hayata geçirmek ve emperyalist işgalin kullandığı ” Türkler Anadolu’ya 1071′ de geldiler. Geldikleri Asya’ ya donsunler” fikrini Dil Tarih ve Cografya Fakültesini kurarak cevaplamistir. İzmir/ Smyrna Yunanca değil Türkçe bir kelimedir. Kaldiki Yunan tabiri Hititlikerin HELEN’ leri tarif ettikleri bir kelimedir. Greece ise hırsız anlamına çok yakın olduğu için asıl Helenliler Greece adını sevmezler. Bir de, ” Zeytin Dalı” BARİSİN ve bakireligin ve saflığın sembolüdür” demişsin. Bu çok yanlış bir kabuldur. Aslında HERM- AFRODİT yani İki Cinslilgin yani hem erkek hem de dışı olmayı bedeninde taşıyan insanlar demektir. İşin tarihi gercegine inersek MS galiba 99 yılında Roma İmparatorlugu Helenlere harp kararı verir. Bunu duyan Helenliler ülkelerindeki bütün HERM- AFRODİT’ leri yani İb…leri toplar ve ordunun en önüne yerlestirirler. Çünkü Roma ordularına karşı durmaya cesaret edemezler. Roma ordusu komutanı bunun bir tuzak olduğunu anlar. Ordusunun bu ib..neleri görünce bozulmasından endişe eder. Derhal askerlerine ” Bu HERM- AFRODİT yani İb…nelerin tamamının yok edin ” emrini verir. Helenleri yenince de o tarihteki bütün Roma garnizonlarinin kapısına su yazıyı yazdırır : ” BİR İB…. BÜTÜN ORDUYU BOZAR” diye yazdırır. Helen ordusundaki İB …ne askerlerinin başında Zeytin dalından yapılma taç varken, zeytin dalı bu Hern Afroditligini yani İB…ligi temsil eden bir semboldür. Roma Ordusunun askerlerin başlarında ise yiğitlik sembolü olan MESE Dalından yapılma taçlar vardır. İşin diğer bir tarihi gercegi ise bu günkü Samsun havzası yöresinde yaşadığı söylenen ve ordusunun tamamı kadın olan AMAZON ordusunun en çok nefret ettiği askerler Helen askerleridir. Sebebi, Helen askerlerinin DONSUZ yani kulotsuz olmalariymis. Bu konuda bir çok muzemizde yüzlerce kabartma heykeller bu gün bile görülebilir. Tekrar ediyorum; ZEYTİN DALİ çift cinsliligin, HERM- AFRODİT olmanın yanı kaba ifadeyle. ” İB…i..n” isareitini taşımak demektir, BARİSİ değil. İlave olarak, bu günkü Malatya yi kuranlar Truvada yenilen Etrusk Turkleridir. İsmini MELİDYA koymuşlardır. Diğer bir şehir MARAS tır.Selamlar.
BeğenLiked by 1 kişi
Sevgili Danyal
Tüm bilgilendirmelerin gibi derin ve heyecan dolu.
Artık bir kitap olarak bütünleştirmelisin.
Sevgiyle kutluyorum
BeğenLiked by 2 people
Sevgili Süha, sen de dahil arkadaşlarımın istekleri de bu yönde.Yayınevleri, malşyetin yüksekliğinden bahsederek ilgi göstermiyorlar.Sponsor bulmamı önerdiler.Bende sponsor yok.Şimdilik beklemedeyim.Önerin için teşekkürler.Selam ve sevgilerimle…
BeğenLiked by 1 kişi
Akçay Edremit yakınlarındaki Zeytinli ilçesini görmenizi tavsiye ederim.
BeğenLiked by 2 people
Danyal çok güzel .Zevkle okudum.Ben de bir kitapta toparlasan diyorum.Görseller de çok güzel.Emeklerine sağlık.
BeğenLiked by 1 kişi
İnşallah, Kazım.Yayınevleri ilgi göstermediler…
BeğenBeğen
Sevgili Danyal Bey, Anadolu tarihinde önemli bir yeri olan zeytin ağacını güzel anlatmışsın, eline sağlık. Günümüzdeki Ankara yöresine bakanlar, tarih boyunca hep bozkır olduğunu sanır. Osmanlı devrinde, Orta Anadolu’da sadece Ankara’da zeytinyağlı yemek yenirmiş. Bunun kökenini, yazılı olarak, Galatlar’da (MÖ 278-77’de, Ankara-Kızılcahamam-Beypazarı bölgesine yerleşen Galya halkı) buluyoruz. Belki onlar da kendilerinden önce o topraklarda yaşayan halklardan öğrendiler. Strabon, Frigya’daki Synnada’nın (Şuhut) çevresindeki bütün arazinin bugün hiç olmayan zeytin ağaçlarıyla kaplı bir ova olduğundan söz ettiğine (Strabon, 2000, Kitap XII, Bölüm VIII, Paragraf 14, sf. 82) göre, Galatya’da tüketilen zeytinyağının buradan gelmiş olacağı düşünülebilir. (Meraklıs için Tarihinde Ankara Halkının Sosyal Yaşamı 1 – Osmanlı öncesinde: https://alivedatoygur.wordpress.com/2020/07/02/tarihinde-ankara-halkinin-sosyal-yasami/)
BeğenLiked by 1 kişi
Vedat Bey,çok güzel ifade etmişsiniz.Ankara özelinde zeytinyağı yemeklerinden bahsederek Şuhut’la ilişkilendirmişsiniz. Yazımda da belirtmiştim,Strabon, bugünkü ifadeyle Sinoptan Adapazarına kadar olan kıyı bölgesinin zeytin ağaçlarıyla kaplı olduğunu söylüyor.Ben hepsini yazıma almadım.(Şuhut’u okumuştum). Bugün zeytinin kuzey sınırı Çanakkale,Edincik,Gemlik,İznik hattı.adan daha kuzey enleminde İtalya Garda gölü çevresinde zeytin ağaçları var.Belki de Ankara kendi zeytinini yetiştiriyordu. Tabii ezim evi ve taşlarından izler de olması lazım.
BeğenBeğen
Danyalcığım, ben zeytinyağını içerek öksürüğünü kesen, cildine sürerek güneşin cildimizce emilmesini güçlendiren, sadece salatamızı yemeğimizi değil etli yemeğimizi bile zeytinyağıyla pişiren İzmir ve Ege yerlilerindenim. Böyle güzel zeytin anlatıları benim içimi açar, evimin duvarındaki zeytin gövdesi fotoğraflarıma şükrederek bakarım. Teşekkürler.
BeğenBeğen
Ben de senin ve Egelilerin yaptıklarını uygulamaya çalışıyorum,Sevgili Nazik. Ankara olanakları zayıf olsa bile.
BeğenBeğen